Antikahraman ifadesi sıklıkla gördüğümüz kahramanların neredeyse tamamen zıddı özelliklere sahip baş kahramanları anlatır. Sinemada ve edebiyatta baş kahramanların genellikle cesur, idealist ve ahlaklı olduğunu görürüz. Ancak antikahraman bu niteliklerden oldukça uzaktır.

Don Draper – Mad Men 

Jon Hamm‘ın canlandırdığı Don Draper en meşhur antikahraman örneklerindendir. (Credit: AMC)

Antikahraman dendiğinde birçok insanın aklına, şiddete başvurmak ya da birilerini öldürmekten çekinmeyen ancak bunu yaparken gerekçeler sunan kişiler gelebilir. Mad Men serisinde izlediğimiz Don Draper tam olarak böyle biri değil. Ancak belki de televizyonda şu ana kadar gördüğümüz en narsist ve alaycı karakterlerden birisi. Kendi çıkarları için etrafındaki insanları manipüle etmekten asla çekinmiyor. Çalışıyor olması gereken zamanlarda ise genellikle sarhoş. Birlikte olduğu hemen hemen her kadını da aldatıyor. Yine de Don Draper için “kötü adam” terimini kullanamıyoruz. Aslında gerçek insanlar gibi hem iyi hem kötü yönlere sahip. Birçok anti kahraman hikayesinde olduğu gibi, çocukluğuna bir bakış attığımızda hiçbir şey güllük gülistanlık değil. Ve seyirciye şu klasik soruyu sordurtmayı başarıyor: “Acaba Don Draper berbat bir çocukluk geçirmeseydi, çok daha iyi bir insan olabilir miydi?”   

“İnsanlar size kim olduklarını anlatırlar ama biz inanmayız. Çünkü biz onların, olmasını istediğimiz kişiler olmalarını isteriz.” 

Walter White – Breaking Bad 

Bryan Cranston‘ın canlandırdığı Walter White ya da diğer adıyla “Heisenberg” (Credit: AMC)

Karakterimiz serinin en başında karşımıza kanser teşhisi konan bir kimya öğretmeni olarak çıkıyor. Ailesini batırmamak ve borçlarını ödeyebilmek için ise meth yapıp satmaya başlıyor. Sanki buraya kadar baktığımızda kahramanımız kulağa fedakarlıklar yapan “harika” bir karaktermiş gibi gelebilir. Ancak dizi boyunca Walter White’ın, egosu tarafından ele geçirildiğine şahit oluyoruz. Walter’ın uyuşturucu işinden çekilebileceği anlar olsa, o gücü ve parayı vazgeçemeyecek kadar çok seviyor. Bu her ne kadar anlaşılabilir olsa da karakterin “drug lord” olma yolunda yaptıklarını unutmamak gerekir. Küçük bir çocuğu zehirlemesi, sayısız insan öldürmesi (ki bunların bazıları masum insanlar), Jesse’nin kız arkadaşının kendi kusmuğunda boğularak ölmesini izlemesi ve dolaylı yoldan Hank’in ölümünden sorumlu olması gibi. Serinin başında, onu güdüleyen sebepleri anladığımız ve sempati duyduğumuz karakter aslında bir süre sonra bunları sevdiği için yaptığını bizlere gösteriyor. Bu da Walter White’ı bir kahramandan ziyade antikahraman haline getiriyor. 

“Ben telikede değilim Skyler, tehlike benim! Adamın biri çalan kapıyı açınca vuruluyor ve sen benim o adam olduğumu mu sanıyorsun? Hayır! Ben kapıyı çalanım!” 

Tony Soprano – The Sopranos 

James Gandolfini‘nin canlandırdığı Tony Soprano (Credit: HBO)

İşte antikahraman denince akla gelen ilk isim; Tony Soprano! Tony Soprano antikahraman kavramını daha da ileriye götürmüş ve ekranlarda “kötü adam” ı protagonist olarak bize seyrettirmiştir. Kim daha ilk bölümde birilerini boğazlayan biri için coşkuya kapılır ki? Cevap verelim, eğer bu Tony Soprano ise herkes! Seriyi televizyon tarihinde bu kadar önemli yapan şeylerden bir tanesi Tony ve eylemlerinin dizide nasıl incelendiği. Gangster ve mafya konularının işlendiği birçok filmde şiddet, herhangi bir eleştirel inceleme olmaksızın yüceltilirdi. Ta ki Sopranos’a kadar. Bu seride Tony sisteme karşı mücadele veren bir asi olarak resmedilmiyor. O sadece psikolojik sorunlarını çözmeye çalışan, bunun için terapiste giden kötü bir adam. Belki bunları ailesi için yaptığı veya belki de bunun içine doğduğundan dolayı izlerken hep Tony’nin kazanmasını istiyoruz.  

“Senin hislerinle ben kıçımı silerim.” 

Dexter Morgan – Dexter 

Michael C. Hall‘un hayat verdiği Dexter Morgan en şaşırtıcı antikahraman olabilir zira kendisi bir seri katildir. (Credit: Showtime)

Kanser tedavisini karşılayabilmek için meth satan bir adamı anlayabiliriz. Hatta böyle bir aileye doğduğu için gangster olan bir adamı da. Peki ya arsız bir seri katil? Acaba izleyici böyle bir karakteri de sever ve destekler miydi? 2006 yapımlı Dexter bizlere bir kez daha cevabın evet olduğunu gösterdi. Dexter Morgan, diğer seri katillerin izini süren bir katil. Yani burada izleyici için adalet konseptinin devreye girdiğini söylemek mümkün. Sonuç olarak kötüler “hak ettiğini” buluyor. Böylece Dexter’a karşı bir sempati duymaya başlıyoruz. Bir seri katil olması onu kahraman yapmasa da sadece diğer katilleri öldürmesi onu tam da bir antikahraman yapıyor. 

“Çoğu insan özgür irademiz olduğuna ve yolumuzu kendimizin seçtiğine inanır. Bazen yol nettir, bazense pek değildir. Her büyük olay, her değişim bizi yolumuzdan şaşırtabilir. Fakat bizi biz yapan şey, yol ayrımına geldiğimizde yaptığımız seçimlerdir.” 

Rick Sanchez – Rick and Morty 

Rick Sanchez (Credit: Cartoon Network)

Rick’i nereden tanımlayamaya başlayalım? Alkolik, kendinden nefret eden, ama dahi olduğunu düşünen biri. Aynı zamanda kaba ve egoist. Kusurlarına rağmen yine de büyük bir hayran kitlesine sahip. Çünkü her ne kadar “berbat” biri olsa da seri boyunca birçok kez kendini feda ettiği anlar görüyoruz. Evet belki genellikle kendini önemsiyor -ki tam da bir anti kahramandan bekleyeceğimiz bir özellik- ancak özellikle ailesi söz konusu olduğunda birçok kez içindeki “insaniyet” de ortaya çıkıyor.  

“Çünkü dünya neyin önemli olduğunu anlayamayan aptallarla dolu ve bizi mahvedecekler.” 

Cersei Lannister – Game of Thrones

Lena Headey‘in canlandırdığı Cercei Lannister (Credit: HBO)


HBO’nun meşhur fantastik draması Game of Thrones’un tırnak yedirten sekiz sezonu boyunca; Cersei Lannister (Lena Headey), izleyicilerin nefret etmeyi sevdiği kötü karakter olmayı başarıyor.  Kardeşi Jaime ile olan ensest ilişkisi, sosyopat oğlu Joffery’nin rahatsız ediciliği, diğer kardeşi Tyrion’a kötü davranması ve çok sayıda düşmanı ve sivili öldürülmesi bu sebeplerden yalnızca birkaçıdır. Ancak Cercei’nin hikayesi bu kadar sığ değildir. Eylemlerini, ailesini (ve kendisini) ne pahasına olursa olsun korumak için yaptığını görüyoruz. Aslında ondan nefret etmek çok kolay; fakat elindeki gücü kendi lehine kullanmasını izlemek, düşüşünün gelmesini beklemek de aynı derecede heyecan verici ve gerilim dolu bir süreçtir.

“İnsanları sadık tutmanın tek yolu, düşmandan çok senden korkmalarını sağlamaktır.

Annalise Keating – How To Get Away With Murder

Viola Davis‘in canlandırdığı Annalise Keating (Credit: ABC)


Üniversitedeki profesörünüzün size, bir cinayetten nasıl kurtulacağınızı öğrettiğini hayal edin. Tabi elbette bunu bir avukat olarak mahkeme salonunda neler yapabileceğiniz şeklinde aktarıyor. Ama sonra bu profesör, yani Annalise Keating (Viola Davis), öğrencilerinin gerçek bir cinayetten kurtulmalarına yardım etmek zorunda kalıyor. Bütün cinayetlerin üstünü örten ve kriz yönetimini yapan Annalise Keating; bir yandan özel hayatında sağlam bir zemin bulmaya çalışırken, gizemler de derinleşmeye devam ediyor.  Ama bütün cinayetlere rağmen o ve öğrencilerinin davalarını (hayatlarını) kazanmasını istiyoruz.


“Geceleri uyumana yardımcı olacaksa beni ‘kötü adam’ yapalirsin, ama benim davalarımla sakın uğraşayım deme.”

Blair Waldorf – Gossip Girl

Leighton Meester‘ın canlandırdığı Blair Waldorf (Credit: The CW)


Blair Waldorf seri boyunca hep gri bir karakterdi. Kendisini en kötü ihtimalle bir kötü karakter, en iyi ihtimalle bir antikahraman olarak tanımlayabiliyoruz. Dizinin altı yıllık serüveni boyunca, manipülatif, sadece kendine hizmet eden, zorba, dizideki hemen hemen her karakteri güç ya da zevk için sabote eden bir yapıya sahip. Blair sosyal ve statüsel manada güçlü kalabilmek için sık sık şantajlara, yalanlara ve entrikalara başvurmuştur. İzleyici ve kendisine göre, yaptığı kötülüklerin en haklı sebebi tahtını korumak isteyen bir kraliçe gibi hareket etmesidir. Onu tehdit eden “en yakın arkadaşı” dahi olsa rezil edilmeye mahkumdur.


“İnsanların seni sevmesini sağlayamazsın ama senden korkmalarını sağlayabilirsin.”

Jessica Jones – Jessica Jones

Krysten Ritter‘ın canlandırdığı Jessica Jones (Credit: Netflix)


Antikahraman dizilerini düşününce akıllara gelen belki de ilk dizi Jessica Jones’dur. Tam manasıyla yetişkinlere yönelik bir antikahraman dizidir. Dizide, süper güçleri olan bir özel dedektifin, kirli geçmişinden kaçarak hayatını yeniden kurma çabasını izliyoruz.
Jessica Jones, rahatlıkla bir otobüsü durdurabilir, uçarcasına zıplayabilir, aynı anda onlarca kişiyle dövüşebilir ve bütün bunlardan sonra da omuzlarını silkeleyerek hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edebilir. diğer super kahramanlar gibi gösterişli bir pelerini yoktur ve iyilik timsali değildir. Kendisini tam bir antikahraman daha doğrusu anti süper kahraman örneğidir.


“Kızgınım ve artık yapmayacağım herhangi bir şey olduğundan emin değilim.”

Dolores Abernathy – Westworld

Evan Rachel Wood’un canlandırdığı Dolores Abernathy (Credit: HBO)


Toplu katliamlara sebep oldu ve Westworld’de korkunç şeyler yaptı ama yaşadığı onca şeyden sonra onu suçlamak hiç kolay değil. 
Zenginlerin, kendi gerçekliklerinin doğasını tam olarak bilmeyen androidlere istediklerini yapabilecekleri bir tema parkının en yaşlı ev sahibi Dolores, 30 yıl boyunca defalarca tecavüze uğradı, taciz edildi ve öldürüldü.

Bilinç kazanıp bir isyan başlattıktan sonra, Dolores bildiği tek cehennemden kaçmak için yapması gerekeni yapıyor ve acımasızca ve pişmanlık duymadan karşısına çıkanları öldürmeye başlıyor.
Giderek daha da karanlık bir figür haline gelerek, sevgilisi Teddy de dahil olmak üzere çevresindeki herkesi kendi amaçları için manipüle etmeye başlıyor.
Dolayısıyla Dolores, geçmişinde ona yapılan eziyetler sebebiyle seyirciyi sürekli olarak onu destekleyip desteklememek konusunda çelişkiye düşürüyor.

“Bazı insanlar bu dünyanın çirkinliğini görmeyi tercih ediyor. Kargaşayı… Bense güzelliği görmeyi tercih ediyorum.”

BONUS: Ve elbette Türk televizyonlarının belki de ilk antikahramanı Kara Melek

Karakterin tanımı için jenerik müziği dinlemek yeterlidir.

Bunun gibi daha fazlası için: