Babil Kulesi hakkında oldukça fazla efsane bulunur. Sanat, felsefe, psikoloji ve günümüz popüler kültüründeki yeri yadsınamaz bir gerçektir. Hal böyle olunca hakkındaki ‘gerçek’ efsaneler ve kulaktan dolma bilgiler de birbirine karışmıştır. Hakikaten, bu dev kulenin sırrı neydi? Hiçbir izi kalmamış bir kule, neden bu kadar önemliydi? Kayıp serimizin bugünkü konusu, Babil Kulesi!

Babil Kulesi
Babil Kulesi, Pieter Brueghel (1563),Viyana Sanat Tarihi Müzesi

Merkezi, bugün Bağdat’ın 90 km güneybatısındaki Babil kenti olmak üzere; Eski Babil Devleti, MÖ 1830-1530 civarına tarihlenmektedir. Bu uygarlığın önemli birçok eseri vardır. Meşhur Babil Kulesi ise her dönem popüler kalabilmiş yapıtlarıdır.

Babil kenti, dönemin politik bir merkezi olmasıyla beraber, önemli de bir dini merkeziydi. Dolayısıyla kentte çok sayıda ziggurat inşa edilmişti.

(Ziggurat; Antik Mezopotamya’da Sümer, Babil ve Asur uygarlıklarında kullanılan bir çeşit tapınak yapısı.)

Babil Kulesi Efsanesi

Babil kentinin baş tanrısı Marduk

Zigguratlar içinde en büyüğü olan Babil Kulesi ise Babil kentinin baş tanrısı Marduk’a adanmıştı. Bu bağlamda Dünyanın 7 Harikası’ndan biri olarak kabul edilen Babil’in Asma Bahçeleri içinde yer alan bu kule, inanışa göre insanoğlunun gökteki tanrılara ulaşabilmesi için inşa edilmişti.

Tanrılarla yakından bir bağ kurup, her iki alemi de güzelleştirmeleri için gökyüzüne kadar yükselecek şekilde bir merdiven yapmaktı amaç. Daha açık söylemek gerekirse; hem insanları tanrı ile, hem de tanrıyı insanlar ile bir araya getirecek, yer ile göğü birbirine bağlayan bir köprü, bir kapıydı bu. Tanrı da bu sayede, istediğinde, ona layık olan kulenin en tepesinde yerini alabilecekti.

Fakat inanışa göre durum hiçte güzel sonuçlanmadı. İnsanların tahmininin aksine, bu parlak fikir Tanrıların hiçte hoşuna gitmemişti.

Efsaneye göre tanrı, kendisine ulaşmaya çalışan insanların bu teşebbüsünü, bir saygısızlık olarak görmüştü. Özetle bir ceza olarak, o zamana kadar aynı dili konuşan insanların dillerini karıştırıp bir karmaşa yaratmış ve bütün planı altüst etmişti. Sonuç olarak artık insanlar, kendilerini bilmezliğin bir cezası olarak, birbiri ile anlaşamaz hale gelmişti.

Özellikle Yahudi ve Hıristiyanlıkta bahsi geçen ve dini bir bakış açısıyla ele alınmış bu mit, insanın kendini beğenmişliğini, ne kadar bilse de aslında hep yetersiz olduğunu gösterirken; bunun karşısında ‘Tanrının kusursuz aklını’ kıyaslamış ve dil çeşitliliğinin de kökenini kendince aydınlatmıştır.

İbrahimî dinlerin mantığı gayet açıktır. Tanrı ulaşılamaz bir noktadadır ve dolayısıyla kendini bilmeyip buna cüret edecek olan kişi cezalandırılır.

Yıkılış

Kaynaklara göre; kule, Tikulti -Ninurta, Sargon, Sanherip ve Asurbanipal tarafından gerçekleştirilen, bir dizi işgal sonucu zarar görüp yıkılmıştır. Ardından Babil Kralları Nabopolassar ve Nebukadnezar tarafından tekrar inşası sağlanmıştır. Ve nihayetinde, MÖ 479’da Babil’i fetheden Pers kralı Kserkses, kuleyi onarılamayacak şekilde yıkmıştır. Sonrasında gelen Büyük İskender, kulenin o harap haline dayanamayıp, eski haline getirmek için çalışmaları başlatmış fakat tamamlamaya ömrü vefa etmemiştir.

Babil Kulesi
Turris Babel, Athanasius Kircher (1679)

Antik Kaynaklarda Babil Kulesi

Öncelikle Tarihçi Herodot’un, “Herodot Tarihi” adlı eserinde konuyla ilgili bazı açıklamalar bulabiliriz.

Babil Kulesi
Babil Kulesi, Pieter Brueghel (1565), Boijmans Van Beuningen Müzesi

Herodot, duvarlarla çevrili Babil Kentinin ortasında Babil Kulesi’nin yükseldiğinden söz eder. Çoğu kaynağa göre 7 katlı olup, cennete ve tanrıya ulaşmak için kralın emriyle yaptırıldığına inanılan kule; Herodot’a göre 8 katlıdır. Kısaca anlatmak gerekirse, Babil Kulesine dışarıdan sarmal bir merdivenle çıkıldığını ve en yüksek katında büyük bir tapınağın bulunduğunu anlatır. Kulenin en üstünde bulunan bu tapınağa, tanrı tarafından seçilmiş kadınlar hariç, ölümlülerin girişinin yasak olduğu; mekanda sadece süslü bir yatağın ve altın bir masanın bulunduğunu söyler.

Ne var ki Babil Kulesi ile ilgili yazılı eserler yalnızca Herodot’un yazdıkları ile sınırlı değildir. İlk bölümde de bahsettiğimiz gibi İbrahimî dinlerde de bahsi geçer. Bu bağlamda benzer mimari yapıya, karakterler ve isimler biraz farklılık gösterse de, Kur’ân’da, Tevrat’ta ve İbn Manzur ‘un Lisân’ül-Arab adlı kitabı gibi eserlerde rastlamak mümkündür. Dev kuleyi yaptıran bazen Nemrut olur, Bazen bir Kral, bazen de bir Firavun. Bu metinlere örnek olarak; Tevrat – Genesis (11:1-9) ve Kur’ân’da Kasas Suresi 38. Ayet, Mü’min Suresi 36. Ayet verilebilir.

Farklı sesler

Özellikle Rönesans döneminde Babil Kulesi bir çok ressamın dikkatini çekmiştir. Dolayısıyla sanatçılar, kuleyi tüm gerçekliği ile canlandırmak istemiştir.

Bilim insanları Babil kulesi bir mit miydi, yoksa gerçek bir kule miydi sorularını hala tartışmaktadır. Adeta kulenin inşası üzerine tanrının verdiği ceza gibi, hala bu konu hakkında duyulan birbirinden farklı birçok ses vardır:

Kuleyi modern teknolojiyle yeniden inşa etmek isteyen uzmanlar, kulenin temellerinin sular altında kaldığını iddia eden Alman Arkeologlar ve yine kulenin ayrıntılı tariflerini yapan Tarihçi Herodot’un Babil’e hiç gitmemiş olma ihtimalinin bile olabileceğini düşünen tarihçiler…

Tower of Babel, Lucas van Valckenborch (1594), Louvre Museum

İster mit olsun, ister gerçek, sonuçta; Babil ve Babil Kulesi arkalarında ölümsüz bir metafor ve onunda ardında büyük bir felsefe bırakmıştır.