Vitruvian Man, Leonardo Da Vinci (1485) (C: Wikipedia)

Bu yazımızda batı kültürü ve kısa tarihinden bahsedeceğiz. Fakat tarihin doğal bölümleri yoktur. 15. Yüzyılda Floransa’da yaşamış bir kadın kendini bir Rönesans kadını olarak düşünmemiştir. Tarihçiler belirli karakteristikleri ve değişimleri daha basit hale getirmek için tarihi büyük ya da küçük birimlere bölerler. Şunu unutmamak gerekir ki her tarihi dönem aslında bir anlamlandırma ve basitleştirme durumudur.  

Batı kültürü ise üzerine düşünülmesi gereken bir kavram. Neyin batısı? Kimin batısı? Bu terim esasen coğrafi değildir ve 19. ve 20. yüzyıllarda popülerlik kazanmıştır. Bu, Avrupa’nın uzun tarihini Akdeniz’in antik kültürlerine bağlayan ve tarih öncesine kadar götüren bir konsepttir. Aşağıdaki zaman çizelgesini okurken lütfen unutmayın. Bu birçok hikayeden sadece bir tanesi. Aynı derecede önemli gelişmeler Afrika, Asya, Amerika ve Pasifik’te de görülmüştür.  

Batı kültürü ve antik dönemin eski taş çağına ait en ünlü kalıntısı willendorf venüsü
Willendorf Venüsü, Avusturya’nın Eski Taş Çağı’na ait en ünlü kalıntısı.
Venus of Willendorf, Front View” (CC BY-NC-SA 2.0) by profzucker

Tarih Öncesi Dönem

(M.Ö. 3000) 

Tarih öncesi dönem kavramı yazılı tarihten öncesini ifade eder. Batıda yazı milattan önce 3000 yılında Mezopotamya’da icat edildi. Bu yüzden tarih öncesi dönem bu tarihten önce yapılmış görsel kültürü (resimler, heykeller ve mimari) içerir. Sanat olarak kabul edebileceğimiz en eski dekoratif formlar Afrika’dan gelmektedir ve milattan önce 100.000 yılına tarihlendirilebilir. Buna karşın, bilinen en eski mağara resimleri 40,800 civarı yaşındadır ve eskiden Homo Sapienslerin sanat yapan tek tür olduğu düşünülmesine rağmen antropologlar Neandertellerin de bu eski sanat eserlerinden bazılarını yapmış olabileceğini düşünür.  

İnsanlık tarihinin en büyük gelişmelerinden biri olan Neolitik devrim diğer bir adıyla tarım devrimi, tarih öncesi dönemde ortaya çıktı. Bu, atalarımızın tarım yapmayı ve hayvanları evcilleştirmeyi öğrendiği, göçebe yaşam tarzını bırakıp yerleşik hayata geçtiği, şehirler ve medeniyetler kurduğu dönemdi.  

Antik Dönem

(M.Ö. 3000’den M.S. 400’e kadar) 

Bu dönem antik Yakın Doğu’nun ilk büyük medeniyetlerini (Babil gibi), antik Mısır’ı, antik Yunan’ı Etrüsk ve Roma uygarlıklarını kapsar. Yazının icadından sonra ve Roma’nın düşüşünden önce gelen her şeyi. Unutmamak gerekir ki Roma İmparatorluğu’nun parçalanması yüzyıllar sürdü. Ama basitleştirmek için milattan önce 400 demek iş görecektir. 

zeus ya da poseidon olduğu düşünülen antik yunan heykeli
Zeus ya da Poseidon olduğu düşünülen Antik Yunan heykeli. (Ulusal Arkeoloji Müzesi, Atina)
View of Artemision Zeus or Poseidon in g” (CC BY-NC-SA 2.0) by profzucker

Antik Yunanlıların doğa gözlemlerinde mantığa başvurması ve sebep sonuç ilişkisi kurmasıyla, insanlığın tabiata uygun en eski tasvirlerini yaratmaları bu dönemdeydi. Ayrıca bu dönem genellikle batı felsefesi, matematik, tiyatro, bilim ve demokrasinin doğuşuyla da ilişkilendirilir. Romalılar, Avrupa’nın çoğuna ve Akdeniz’i çevreleyen topraklara yayılan bir imparatorluk yarattı. İyi yöneticilerdi ve mühendislikte uzmanlardı. Kendilerini onlardan önce gelen büyük medeniyetlerin, özellikle Yunan ve Mısır’ın vârisi olarak gördüler.  

Şunu da akılda tutmak gerekir ki, tarih genellikle ayrık hikayelerin birer serisi olarak sunulur. Buna rağmen, gerçekte hikayeler tarihi daha da ilginç ve karmaşık hale getirecek şekilde örtüşmektedir. Mesela Roma İmparatorluğu dönemi aynı zamanda İsa’nın da yaşadığı dönemdi. İsa ve havarileri o zamanlar Roma İmparatorluğunun bir parçası olan bugünkü İsrail’de yaşıyorlardı.  

Ortaçağ 

(M.S. 400 – 1400) 

Bu bin yıllık dönemin ilk yarısı, Batı Avrupa’da çok büyük siyasi ve ekonomik karışıklıklara tanıklık etti. Roma İmparatoru Konstantin, 330 yılında bugün İstanbul olan Konstantinopolis’i doğudaki yeni başkent yapmıştı. Kısa süre sonra da Batı Roma İmparatorluğu parçalandı. Doğu Akdeniz’de başkenti Konstantinopolis olan Bizans İmparatorluğu gelişmeye başladı.  

ayasofyadaki isa mozaiği
Ayasofya, İstanbul’daki İsa mozaiği.
Christ, Deësis mosaic (bust), Hagia Sop” (CC BY-NC-SA 2.0) by profzucker

Hristiyanlık Roma İmparatorluğu’nu aşarak yayıldı. Hatta göç eden istilacılar (Vandallar, Vizigotlar vs.) arasında bile. Papa tarafından yönetilen Hristiyan Kilisesi, batı Avrupa’daki en güçlü kurum haline geldi. Ortodoks Kilisesi Doğu’ya hükmetti.  

bizans imparatorluğu
650 yılında Bizans İmparatorluğu

Üç büyük semavi dinden biri olan İslam da bu dönemde ortaya çıktı. Peygamber Muhammed’in 632’deki ölümünden bir yüzyıl kadar sonra, İslam dini İspanya’dan Kuzey Afrika, Orta Doğu, Yakın Doğu ve Hindistan’a uzanan bir imparatorluğa dönüştü. Orta Çağ’da İslam bilim ve teknolojide lider konumundaydı ve dünyanın en büyük öğrenme merkezlerinden (Cordoba gibi) birkaçını kurdu. İslam kültürü, antik zamanlarda ortaya çıkan bilgilerin birçoğunun kayıp olduğu bir dönemde, Antik Yunan metinlerini tercüme etmekte ve korumakta önemli bir rol oynadı.  

Petrarch (1300lerde yaşayan bir yazar) Orta çağ dönemini karanlık çağ olarak betimlemişti. Çünkü ona göre Orta çağ, özellikle Antik Yunan ve Roma’ya kıyasla insanlığın başarılarının düşüş yaşadığı bir dönemdi. Bu döneme Rönesans alimleri Orta çağ ismini verdi. Çünkü bu zamanı, kendilerini bolca imrendikleri Antik Yunan ve Roma medeniyetleriyle aralarına giren uzun ve barbar bir dönem olarak gördüler.  

Feodalizm

Orta çağ toplumu açık bir şekilde belirli toplumsal katmanlara ayrılmıştı. En üstte kral, altında ise soylular vardı. Bu lordlar da köylüleri ve nüfusun büyük bir kısmını oluşturan toprağa bağlı köleleri yönetirdi. Feodalizm olarak bilinen bu sistemin temeli derebeyi ve ona bağlı köle ilişkisi üzerine kuruluydu. Köleler, toprak ve korunma karşılığında derebeyine tarlalarda veya savaşta iş gücü sağlardı. Bu toplumsal katmanlar içerisinde hareket ise oldukça nadirdi.  

tören alayındaki genç soylular
Tören alayındaki genç soylular. Limbourg Kardeşler tarafından çizilen Très Riches Heures du duc de Berry (1412-16) (C: Wikipedia)

Elbette orta çağ yılları büyük sanat ve edebiyat eserlerinin yaratılışını da gördü. Ancak bunlar Petrarch’ın değer verdiklerinden farklılardı. Zira bu dönemde ortaya çıkan eserler genellikle kilisenin öğretilerine odaklıydı. Ayrıca orta çağda ruhban sınıfı dışındakilerin okuma yazma bilmesi oldukça nadirdi.  

Orta çağ içerisinde de özellikle sanat tarihi açısından bakacak olursak Erken Hristiyan, Bizans, Karolenj, Otton, Romanesk ve Gotik gibi alt başlıklar açabiliriz. Orta çağ’ın sanat ve siyasetine yakından baktığımızda Antik Roma İmparatorluğu’nun mirası ve hatırasıyla devamlılık içinde olan karmaşık bir ilişkiye sahip olduğunu görüyoruz. Bu da Rönesans’ın temelini oluşturuyor. 

Rönesans

(M.S. 1400 – 1600) 

Rönesans, Antik Yunan ve Roma kültürüne olan ilginin kısmen yeniden doğuşuydu. Ayrıca Avrupa’da, özellikle İtalya ve Kuzey Avrupa’da ekonomik refah hüküm sürüyordu. Sanat tarihinde İtalyan Rönesansı ve Kuzey Rönesansı olarak iki başlıktan bahsetmek mümkün. Aynı zamanda bu dönemde en basit haliyle, Antik Yunan ve Roma edebiyat ve sanatını model alarak tanrı merkezciliği geri plana atan, insanı ve insan bilgisini ön plana koyan Hümanizm akımını görürüz.  

atina okulu
Platon, Aristoteles ve diğer filozof ve matematikçiler. İtalyan ressam Raffaello tarafından çizilen Atina Okulu freski.
Raphael, School of Athens” (CC BY-NC-SA 2.0) by profzucker

Tarihte “her şeyi” değiştiren belki de sadece birkaç olay gösterebiliriz. Ama kesinlikle matbaanın icadı ve benimsenmesi bunlardan bir tanesi. Kitaplara ulaşılabilirliğin bir sonucu olarak, Avrupa’da okur yazarlık önemli ölçüde artış gösterdi.  

1517’de Alman teolog ve rahip Martin Luther, Papa’nın otoritesine karşı durdu. Böylece Protestan reformunun tohumlarını ekti. Kısmen de matbaa sayesinde, fikirleri oldukça hızlı yayıldı. Kilisenin gücüne meydan okuyan ve bireysel bir vicdanın hükmünü savunan bu devrim aslında modern kültürün bireye yüklediği değerlerin bir temeliydi.  

Bilimsel devrim ayrıca yine bu dönemde başlamıştı. Gözlem, evren ve insanın evrendeki yerini anlamada kaynak olarak din öğretilerinin yerini almıştı. Kopernik, gökyüzünün antik Yunan’daki modelini tamamen altüst etmiş ve güneşin merkezde olduğunu, gezegenlerin de etrafında daire çizdiğini ileri sürmüştü. Fakat, bu teoriyle ilgili hala bazı problemler vardı. Neyse ki Kepler, 17. Yüzyılın başında (doğru bir şekilde!) gezegenlerin dairesel değil, eliptik yörüngeler çizdiğini ve yörünge hızının gezegenlerin güneşe olan uzaklığına göre değiştiğini kuramlaştırdı.  

Erken Modern Dönem

(M.S. 1600-1800) 

“Modern” dönemin başlangıcını bu kadar eskiye tarihlemek garip gözükebilir. Ancak birçok açıdan şu anki toplumumuzu şekillendiren şeylerin büyük bir çoğunluğu 17. Ve 18. yüzyıllardaki ekonomik, siyasi ve bilimsel devrimlerdi.  

Bu dönemde, Avrupa’daki büyüyen monarşilerden dolayı Katolikler ve Protestanlar arasında meydana gelen sert çatışmalar daha da karmaşık bir hale gelmişti. Yine bu dönemde uluslar boyut, varlık ve özerklik olarak büyümüşlerdi ve ulusal sınırlar sağlamlaşmıştı. Bu, aynı zamanda Avrupalı güçlerin dünyadaki doğal kaynakları ve insanları kendi çıkarları için istismar ettiği bir sömürge dönemiydi. (Özellikle Afrikalı köle ticaretini ve Amerikan yerlilerinin zapt edilmesini ve zorla dönüştürülmesini düşünürsek) 

batı kültürü sömürgecilik dönemini gösteren bir tablo
Doğu Hint Adalarına ikinci seferden sonra Amsterdam’a dönüşü anlatan Hendrik Cornelisz Vroom tablosu. (C: Wikipedia)

1700ler genellikle Aydınlanma Çağı olarak da bilinir. Bu dönemde bireyselliğe olan ilgi, İtalyan Rönesansı ve Protestan Reformundan daha da ileriye gitmişti. Rosseau, Voltaire ve Diderot gibi düşünürler, kilise gibi resmî kurumların öğretileri yerine kendi mantığımızı kullanmamız gerektiğini ileri sürdüler. Sanat tarihinde bu yıllarda ise Barok, Rokoko ve Neo klasik tarzları görmekteyiz.  

Amerikan ve Fransız devrimleri yine bu dönemde gerçekleşmiştir. Başarılı reform hareketleri (bu dönem ve 19.yüzyılda) ve devrimler, ayrıcalıkları (oy kullanma hakkı) biraz daha kapsamlı hale getirdi. Önceden oy kullanma hakkı sadece toprak sahibi olan ve belirli bir miktar vergi ödeyen erkeklerle sınırlıydı. 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyıllarda ise evrensel oy kullanma hakkı Avrupa ve Kuzey Amerika’da bir norm haline geldi. 

Modern Dönem 

(1800 sonrası) 

Bu dönemde kapitalizm egemen ekonomik sistem oldu (her ne kadar temelleri Rönesans’ta atıldıysa da). Bireyler ucuz ve maaşlı işgücüne bağlı dövize dayalı piyasada mallar üretmek için sermayelerini riske ettiler. İşçi sınıfı sonunda sendikalaştı ve bu şekilde hatırı sayılır bir şekilde nüfuz elde etti. Yükselen yaşam standardı ve toplumsal eğitim, daha kapsamlı paylaştırılan siyasi gücü destekledi. 

picassonun guernica tablosu batı kültürü ve modern dönem izleri
Modern sanatın öncülerinden Picasso’nun Guernica resmi (1937) Laura Estefania LopezGUERNICACC BY-SA 4.0

(bknz: Picasso ve Matisse: Rekabet Modern Sanatı Nasıl Değiştirdi?)

Ancak 20. yüzyıl belki de tarihteki en şiddetli zamanlardan da bir tanesiydi. İki tane Dünya Savaşı, Soğuk Savaş, sömürgeciliğin parçalanması ve totaliter devletlerin türemesi… Diktatörler, (Mussolini, Hitler, Stalin, Idi Amin, Pol Pot, Kuzey Kore’nin arka arkaya gelen liderleri vs.) kitlesel açlık, sürgün ve soykırıma sebep olacak ekstrem siyasal sistemler empoze ettiler. Aynı zamanda 20. yüzyıl, insan hakları için verilen mücadeleler ve küresel kapitalizmin doğuşuyla da bilinmektedir.  

Sanatçılar önceden daha çok kilise veya devletle bağlantılı varlıklı hamiler altında çalışırdı. Ama bu dönemde sanat, piyasa ekonomisinin bir parçası haline geldi. Ayrıca sanatın kendisi, kişisel bir kendini ifade etme biçimi olarak görülmeye başlandı. Antik Yunan ve Roma’da başlayan, Rönesans döneminde tekrar ortaya çıkan bireye verilen değer batı kültürünün de başlıca değeri oldu. Barok gibi sanatsal stiller eskiden geniş bölgelere ve zamanlara yayılan sanatçıları kapsardı. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyıla doğru ise başarılı sanat stilleri, artan bir hızla ve sürekli şekil değiştiren bireysel uygulamalarla değişmeye başladı. 

Peki biz tam olarak neredeyiz? 

Biz kendi zamanımıza batmış haldeyiz ve etrafımızdaki dünyayı objektif bir açıdan görmemiz çok zor. Aslında, sanatçının modern tanımlarından bir tanesi de kendi içinde bulunduğu zamanı kavrayabilen, algıları açık kişidir. Artık küresel kapitalizm, sosyal medya ve internet sayesinde, tarihteki herhangi bir andan daha fazla birbirimize bağlanmış ve bağımlı haldeyiz. Bazıları bunu ütopik bir an olarak görmekte. İnternet erişimiyle, hepimiz bilgi devrimine katkıda bulunabilir veya bundan faydalanabiliriz. Bazıları içinse hayatımızda teknolojinin yaygınlaşması bireyselliği ve gizliliği tehdit ediyor; Facebook, Google ve Apple gibi şirketler için bizleri paraya dönüştürülecek birer veri haline getiriyor. Tek kesin bir şey var ki, yukarıda anlatılan dönemler boyunca, sanat hep farklı anlamlara sahip oldu ve muhtemelen gelecekte de farklı bir şekilde tanımlanacak.  

İnsanlık tarihi, bizim görsel kültürümüzde kayıtlı. Eski medeniyetlerin kaderi gibi zaman eninde sonunda bugün aşina olduğumuz görsel kültürümüzün birçoğunu yok edecek. Gelecekteki sanat tarihçiler bizim yaşadığımız dünyayı resmetmenin yollarını arayacak. Bizim için çok normal olan ufak anlamları anlayabilmeye çalışacak. Belki de bir gün bir sanat tarihçi bir internet “meme”i, ya da okul bahçesindeki bir graffiti üzerinden yanıtlar bulmaya çalışacak.