Yaşamlarındaki kişisel trajedilere inat, bu üç mütevazi Victoria dönemi kadını İngiliz Edebiyatına sonsuza kadar adlarını yazdıracaktı. Anne, Charlotte ve Emily Bronte… Bugün, dünyanın en büyük yazar kardeşleri olarak bilinen Bronte’lerin talihsiz ve bir o kadar da ilginç hikayelerine bir bakış atıyoruz.

bronte kardeşler
Anne, Emily ve Charlotte Bronte

Charlotte Bronte, babasının çalışma odasına girdi. Elinde, kapağında “Jane Eyre” yazan ciltli bir kitap tutuyordu. “Baba, ben bir kitap yazıyorum da.” dedi, başarısını bi hayli küçümseyerek. Aslında romanı tamamen bitmiş, yayımlanmış ve satış rekorları kırmaktaydı. Bu zamana kadar hiçbir şeyden şüphelenmeyen babası, “Öyle mi, canım?” deyiverdi sadece, başını bile kaldırmadan. Fakat Charlotte anlatmaya devam ettikçe, babası yavaşça fark etti ki, kızı burnunun dibinde gizlice edebi bir sansasyon yaratmıştı. Bir süre sonra rahip Patrick Bronte, diğer kızları Anne ve Emily’i yanına çağırdı ve onlara “Charlotte bir kitap yazıyormuş, ve sanırım beklediğimden çok daha iyi.” dedi. Charlotte’un yazdıklarını onaylaması iyi olmuştu zira kısa süre içinde diğer iki kızının da benzer hikayeler yazdığını öğrenecekti…

Ailenin Kara Talihi

Trajik olaylar Bronte ailesi için çok erken başlamıştı. 1821’de, Charlotte beş, Emily üç ve Anne henüz iki yaşındayken annelerini kaybettiler. Bundan dört sene sonra ise onların iki ablası veremden yaşamını yitirdi. Geriye beş Bronte kalmıştı: babaları rahip Patrick Bronte, kızlar, ve erkek kardeşleri Branwell. Aile, bir sanayi kasabası olan Haworth, Yorkshire’da yaşıyordu. Mezarlık ve çalılık boş bir arazinin ortasındaki bu gösterişsiz gri taş ev, onlar için çok sevdikleri bir yer olmuştu.

bronte evi
Bronte Ailesinin Haworth’daki evi.

Keder içindeki kardeşler zamanla birbirilerine çok fazla bağlandılar. Özellikle kız kardeşler birbirileri ile çok yakındı çünkü aynı şeylerle ilgileniyorlardı. Ayrıca hepsi inanılmaz derecede utangaçtı. Günlük rutinleri, dua okuma, dersler, yürüyüşler ve fantastik diyarlara gittikleri hayali oyunlardan oluşuyordu. 1828’te Branwell, onların bu maceralarını kayıt altına almaya başladı. Kısa süre sonra bu hayali oyunları yazma faslı gerçek anlamda hikayeler yazmaya evrildi. Charlotte ve Branwell birlikte Angria adını verdikleri bir yer yarattılar. Emily ve Anne ise Gondal’ı. Yarattıkları bu *paracosm dünyalar oldukça gelişmiş ve çok yönlüydü. Ayrıca onlar için çok da önemliydi.

*Paracosm: Ayrıntılı bir hayali dünyadır. Paracosmların genellikle çocukluktan kaynaklandığı ve bir veya çok sayıda yaratıcıya sahip olduğu düşünülmektedir.

1831’de on beş yaşındaki Charlotte, daha sonra öğretmen olacağı Roe Head okuluna başladı. İki kız kardeşi de öğrencisi olmuştu. Ancak Emily ev özleminden dolayı sadece üç ay dayanabilmişti. Anne ise iki yılını tamamlamıştı. Anne de ayrıldıktan sonra Charlotte, yalnızlıkla başa çıkmaya çalıştı. 1838-39 kışında ise işini bıraktı.

Uluslararası Öğrenciler

İleriki yıllarda kız kardeşler öğretmen ve mürebbiye olarak çeşitli işler yapmaya devam ettiler. Ancak hepsi kısa sürüyordu. Üç kız kardeş de öğretmenlik yapmaktan nefret ediyordu. Zira yazı yazmaya vakit bulamıyorlardı. Yalnızca Anne, Robinson ailesinin evinde mürebbiye olarak daha uzun süre (1840-45) çalışabilmişti. Anne, Robinson ailesiyle yaşamaya başladıktan kısa bir süre sonra, Charlotte kendi okulunu açmaya girişti. Fakat bunun için daha gelişmiş bir eğitime ihtiyaçları vardı. Bu yüzden 1842’de Charlotte (25) ve Emily (23) Brüksel’de bir okula gittiler.

Her ne kadar ev özlemi duysalar da, bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek adına bununla başa çıkmaya çalıştılar. Evlerine yalnızca bir kez 1842’nin sonlarında, teyzeleri öldüğünde dönmüşlerdi. Daha sonrasında Charlotte Brüksel’e tek başına geri gitti. Orada yalnız ve üzgün hissediyordu. Ayrıca öğretmenine aşık olmuştu. Bu tek taraflı aşk 1843 yılının sonunda Brüksel’den ayrıldıktan uzun bir süre sonra da devam edecekti. Haworth’a geri döndüğünde Charlotte, okul için öğrenciler bulmaya girişti. Ancak hiç öğrenci bulamadı ve bütün hayalleri pişmanlık hissiyle suya düştü.

O sırada, Branwell’in yetişkinlik yılları da biraz talihsizliklerle ilerliyordu. Portre ressamlığı, özel öğretmenlik, demiryolu işçisi gibi kısa süren işlerden sonra, o da öğretmen olarak Anne ile birlikte Robinson Ailesi’ne katılmıştı.

Bayan Robinson

Anne 1845’te işinden istifa ederek Haworth’a döndü. Sadece haftalar sonra, Branwell de -küçük düşmüş bir şekilde- eve dönecekti. Branwell ve Bayan Robinson bir ilişki yaşıyorlardı. Bay Bronte, kendisinden yaşça oldukça büyük olan Bayan Robinson’a aşık olmuştu. Tekrar bir araya gelme hayalleri kuran Branwell, alkol bağımlılığı eşliğinde derin bir depresyona sürüklenmişti. Onun düşüşünün kız kardeşlerinin bir sonraki adımını bu kadar etkileyeceğini kimse düşünemezdi.

Curren, Ellis ve Acton

1845 sonbaharında Charlotte, Emily’nin bazı şiirlerini bulmuş ve onları izinsiz okumuştu. Emily ise sinirden deliye dönmüştü. Ancak bu olay daha sonra Charlotte’un aklına bir fikir getirdi. Eğer kız kardeşler şiirlerini bir araya getirip derlerlerse bunları gizlice yayımlayabilirlerdi. Ve eğer başarılı olurlarsa profesyonel yazar bile olabilirlerdi. Bir daha öğretmenlik yapmak zorunda kalmayacak veya Branwell’in geçimlerini sağlaması konusunda endişe etmeyeceklerdi. Charlotte Emily’i sakinleştirdikten sonra kız kardeşlerini ikna etmeyi başardı.

bronte infografik

Emily ve Anne gizlilik konusunda ısrarcıydı. Bu sebepten hem erkek hem kadın için kullanılabilecek mahlaslar seçtiler. Sadece baş harfleri gerçek kimlikleri hakkında bir ipucu veriyordu. Bir derleme hazırladıktan sonra Charlotte hemen bir yayınevi buldu, ancak ilk kitaplarının basılabilmesi için para ödemeleri gerekiyordu. Bu onlara bugünün parasıyla düşünürsek yaklaşık üç bin pound’a mâl olmuştu. Her şeye rağmen, kitaplarının ilk kopyası 1846 Mayıs ayında evlerine ulaşmıştı. Mahlasları ise Currer, Ellis ve Acton idi.

Çeşitli eleştirileri ve düşük satışları görmezden gelerek, kardeşler ikinci aşamaya geçti, yani romanlara. Charlotte The Professor, Emily Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) ve Anne Agnes Grey adlı romanları yazıyorlardı. Ancak kitapları için bir yayınevi bulmak neredeyse imkansızdı. Sonunda 1947 yazında, Wuthering Heights ve Agnes Grey için teklif geldi. Fakat Emily ve Anne’nin basım için yine katkıda bulunmaları gerekiyordu. Ayrıca hiç kimse The Professor için teklifte bulunmamıştı.

Charlotte’un morali bozulmuştu ancak pes etmedi. Bir yayımcı ona mutlaka devam etmesini ve yeni işlerini onlara yollamasını söylemişti. Charlotte’un ise elinde altında zaten bir şey vardı: Jane Eyre. Hızlıca romanı tamamlayıp gönderdi. İki hafta içerisinde Bronte’lerin şimdiye kadar aldığı en iyi teklifi aldı. 1847’de Jane Eyre romanının ilk baskısı evlerine ulaşmıştı. Aralık ayında ise Wuthering Heights ve Agnes Grey onu takip etmişti.

Satış Rekoru

Jane Eyre çok büyük bir başarı yakaladı. İlk baskı üç ay içerisinde tükendi. Olumlu ve olumsuz eleştiriler vardı ancak birçoğu kitaptan çok yazarın cinsiyeti ve gerçek kimliği üzerine yoğunlaşmıştı. Yine de hiçbiri kitabın başarısını reddetmedi. Emily ve Anne’in romanları ise çok daha az ilgi toplamıştı. Eleştirmenler Wuthering Heights‘ı kafa karıştırıcı bulmuşlar, Agnes Grey’i ise genellikle gözden kaçırmışlardı. Anne kolayca pes etmedi ve ikinci romanı The Tenant of Wildfell Hall‘u (Şatodaki Kadın) yazmaya koyuldu. Emily’nin ikinci bir roman yazmaya başlaması hakkında birçok spekülasyon var ancak yazdıysa da, günümüze ulaşmadı. Temmuz ayında Charlotte ve Anne yayınevlerini ziyaret etmek için Londra’ya seyahat etti. Kimliklerini mümkün olduğunda saklamaya çalışsalar da, Charlotte bir kez edebiyatın gözde ismi olmanın tadını almıştı. Ancak bu mutluluğu eve döndüğünde bozulacaktı.

(Jane Eyre film adaptasyonu için tıklayınız)

Aile Trajedisi

Branwell’in bağımlılıkları sağlığını oldukça kötü etkiliyordu. O yaz çok hasta olmuştu, muhtemelen veremdi. Eylüle kadar yatağa bağımlı hale gelecek ve ayın 24’ünde ise hayatını kaybedecekti. Öldüğünde ise sadece 31 yaşındaydı.

Bronte evinde iki trajik olay daha meydana gelmek üzereydi. Aile Branwell’in yasını tutarken Emily hasta olmuştu. Verem semptomları göstermesine rağmen ilaç tedavisi istemiyordu. 19 Aralık olduğunda, artık güçlükle nefes alıyor hale gelmişti. Öğleye doğru onu yatağına götürdüler ve orada yaşamını yitirdi. Yalnızca 30 yaşındaydı.

O sene Noel’den önce Anne de hastalandı. Hastalığın tanısı tanıdıktı: verem. Ancak bu sefer Bronte’ler iyileşmesi için umutluydular. Mayıs ayında Charlotte, Anne’i deniz havası alması için Scarborough kasabasına götürdü. Fakat her şey için çok geçti. 29 yaşında, bu deniz kıyısı kasabada sessiz ve sakin bir şekilde hayata gözlerini yumdu.

Charlotte’un bir tablosunun asılı olduğu ve şu anda müze olan Bronte evi’nin yemek odası.

Kardeşlerinin yokluğunda yas tutan Charlotte, kendini yazı yazarak oyalıyordu. İkinci romanı Shirley‘i Ağustos ayında tamamladı. Ancak bu “Bell” yazarlarının kim olduğu konusunda yeni spekülasyonlar doğurdu ve “görünmez” olarak yürümeyi oldukça zor hale getirdi. Artık kıza kardeşlerinin gizlilik isteğini sürdürmesine gerek kalmayan Charlotte üzerindeki örtüyü kaldırdı ve saygıdeğer bir yazar olarak hayatını ele aldı. Önemli yazarlar ile tanışıyor, etkinliklere katılıyor ve tüm ülkeyi geziyordu. Üçüncü romanını biraz zorlanarak tamamlamıştı. Vilette, 1852’de yayımlandı. Bir sonraki ay babasının yardımcısı olan Arthur Bell Nichols’dan evlilik teklifi aldı. İlk başta bu teklifi kabul etmese de, çift 1854’te evlendi. Babasıyla birlikte evlerinde mutlu bir yaşam sürdürdüler. Charlotte o kadar mutluydu ki, artık nadiren yazı yazıyordu. Hamile kaldığında tam da tekrardan yazı yazmaya ilgi göstermeye başlamıştı. Ancak Charlotte’un 38 yaşındaki bedeni bir bebek dünyaya getirmek için çok güçsüzdü. Maalesef hızlıca hastalanarak 1855’te, 39 yaşındayken yaşamını yitirdi.

Son Bronte

Meşhur “uğultulu tepeler”

Tüm çocuklarından uzun yaşayan Patrick Bronte, özellikle kızlarının tarihteki yerini koruyabilmek için elinden geleni yaptı. Kızlarıyla özellikle de Charlotte ile gurur duyuyordu. Onların anısı olan birçok eşyayı sakladı ve korudu. Ayrıca Charlotte’un arkadaşı, yazar Elizabeth Gaskell’den onun biyografisini yazmasını istedi. Patrick 1861’de öldüğünde, Charlotte adını İngiliz Edebiyatı’na yazdırmıştı olacaktı, Emily ve Anne ise birkaç yıl sonra onu takip edecekti…

Bunun gibi daha fazlası: John Keats Bir Mezar Soyguncusu muydu?