Gotik Kahramanlar

Gotik konuşacağız, gotik karakterlerden bahsedeceğiz ve yine metaforları aydınlatacağız. Drakula, Frankenstein ve Mr. Hyde… Çok tanıdık olan bu karakterler neden aynı dönemde, ayni coğrafyada ortaya çıktı, fikir yürüteceğiz. Ve kendi çizimlerimizi süsleyerek tasarladığımız infografikleri sizlere sunacağız. Ama önce bir sorumuz var!

Gotik ne demektir?


Hayır, kelimenin etimolojik kökenini ya da Doğu Avrupa kökenli Got’ları kastetmiyoruz. Evet, anlamlandırılmasında bunlar da önemlidir. Fakat bunları zaten Wikipedia’dan öğrenebilirsiniz. Biz size ‘ne’ olduğunu soruyoruz. “Gotik ne demektir?” bu soruyu çok iyi anlamamız gerekir.
İlk kullanıldığı andan, bugüne kadar gotik terimi: insanı dehşete düşürmek için her zaman korkutucu olanı seçen; yazıldığı çağa hakim olan kültürel değerlere yabancılaşan; modern olana karşı eskiyi; medeniye karşı barbarı; zerafete karşı kabayı; yeniye karşı kadim olanı; Avrupai olana karşı daha İngiliz ya da daha taşralı olanı; empoze bir kültüre karşı ise yerli kültürü bizlere gösteren muhalif bir türdür. Bunlar başlangıcından bugüne kadar hiç değişmemiştir.

Buraya kadar kavradıysak, bu yazımızda Victoria Dönemini ele aldığımız için, sıradaki sorumuz gelsin!
“Bu dönemin genel korku unsurları nelerdir veya neler olabilir?”. Bu soruyu da bir önceki gibi iyi anlamalıyız. Çünkü gotik dediğimizde aklımıza otomatik olarak korku da gelir.

19. Yüzyılın gotik korku unsurları


Korku unsuru dönemine ve toplumuna göre değişen bir yapıdadır. Önceleri insanlar, gök gürültüsünden, şimşekten, ateşten korkarken; zaman geçtikçe bu durum elbette değişir, gelişir ya da farklılaşır.

Edebiyatta Gotik edebi eserler ilk kez 18. yüzyilda ortaya çıkar. İlk eser Sir Horace Walpole’nin 1764 tarihli The Castle Of Otranto adlı çalışmasıdır diyebiliriz. Buna bağlı olarak 18. ve özellikle 19. yüzyılda giderek modernleşen ve yalnızlaşan insanoğlunun korkusu; kendi eliyle ürettiği teknoloji, yabancılaştığı toplum ve ötekileştirdiği kendisi olmaya başlamıştır. Bilindiği üzere 18. yüzyıl aynı zamanda Aydınlanma Çağı’dır. İlkesi ‘akıl’ olan Aydınlanma Çağı’nda korkuları ve problemleri çözecek olan güç ise yine ‘akıl’ ve onun ürettiği bilgidir.


Bunları anlattık çünkü genel çerçevede Victoria Dönemi dediğimiz ve 19. yüzyıla denk gelen bu dönemdeki gotik eserler, bu korkuları gösteren ya da metaforik olarak bu korkuları temsil eden eserlerdir. Gotik yazıların malzemesi diyebileceğimiz ve bu romanlarda geçen ürpertici mekânlar, hayaletler, şeytanlar, vampirler, lanetler, cinayetler, kötü ruhlar oldukça alegorik olarak okunabilir. Zaten bu Gotik eserlere psikanalitik bir okuma yaparsak; bilinçaltında bastırılan duyguların, korkutucu imgelerle dışa vurulduğunu rahatlıkla görürüz.

Frankenstein ya da Modern Prometheus


Gotik Kahramanlar

Frankenstein romanı 19. yüzyılda İngiliz yazar Mary Shelley tarafından kaleme alınmıştı. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere 19. yüzyıl İngiltere’sinde bir değişim söz konusuydu. Tarım toplumu hızla dönüşüp endüstri toplumu olmaya doğru yönelmişti. Dolayısıyla bu dönem gotik edebiyatına; bilimin insan yaşamındaki yeri, endüstrileşmenin etkileri, burjuva sınıfının sosyal ve sınıfsal endişeleri yansıyordu. Frankenstein ise bu yansımanın ilk örneğiydi.

Biraz çılgın, biraz da takıntılı olan bir tıp öğrencisi olan Frankenstein, ilk olarak karşımıza sonsuz hayat ve ölümü yenme arzusunu ile çıkar. Sonuçta bir çok cesetten meydana getirdiği bir bedene hayat verir ve yaratığını diriltir. Fakat bu ne kendisini mutlu eder, ne de dirilen yaratık mutlu olur. İşler daha en başında sarpasarar.


Mary Shelley’nin yazdığı bu roman, bilimsel keşiflerin uyandırdığı bilinmezlik korkusunu, çoğunluk tarafından kabul edilmiş ahlak kurallarını, tabuları ve gelenekleri irdelemiştir. İyilik ve kötülüğü, cinayet ve ölümü, güç ve yalnızlığı bir potada eritmiştir. Bu da onu eşsiz bir gotik roman haline getirmiştir. Hatta bazılarına göre Frankenstein aynı zamanda ilk bilimkurgu romanıdır.

Gotik türüne yeni bir soluk getiren “Frankenstein ya da Modern Prometheus” romanı ile birlikte kendi “ikizi” tarafından takip edilen kahraman motifi de karşımıza çıkmıştır. İleride bu motif, bambaşka bir gotik romanda daha net bir şekilde karşımıza tekrar çıkacaktır. Hadi yeri gelmişken hemen ona geçelim.

Dr. Jekyll ile Bay Hyde


Gotik Kahramanlar

İskoçyalı yazar Robert Louis Stevenson, bu gotik romanını kokain kullanırken kaleme aldığı söylenir. Bu önemli bir detaydır. Çünkü kitapta dönüşüm geçiren Dr Jekyll da belli bir kimyasal iksire bağımlı hale gelip, giderek kötü bir yaratığa dönüşmektedir.

Konuyu biraz daha açmak gerekirse; romanda ilaç içip, belli bir süre ‘bambaşka’ bir insana dönüşen Dr. Jekyll’ın fiziksel görüntüsü bile tamamen farklı olan bu yeni ‘diger benliği’nin doğası oldukça kötüdür. Ve zaman ilerledikçe daha güçlü bir hale gelip, sürekli kötülük yapar. Dr. Jekyll ise bedeni ve ruhu üzerindeki kontrolü giderek kaybeder.

Burada bastırılan duyguların ve tabuların insan üzerinde yarattığı baskıyı görürüz. Kendine giderek yabancılaşan modern insanı tüm çıplaklığıyla izleriz. Ayrıca Victoria Döneminde, bilimde (burada özellikle tıpta ve kimyada ) olan gelişmeler ve bunların yarattığı korku ve merak duyguları ile karşılaşırız. Yazar Stevenson, gotik ve polisiye türlerini bu romanında bir araya getirmiştir. Bu yazıda ele alacağımız son madde ve şiddet bağımlısı vaka ise sadece Dr Jekyll ya da Mr. Hyde değildir. Evet son olarak ele alacagimiz karakter ayni zamanda bir kan bağımlısıdır…

Kont Drakula

Gotik Kahramanlar


Belki de en meşhur gotik roman olan Kont Drakula, yazar Bram Stoker tarafından bir çok karakterin bakış açısıyla kaleme alınmıştır.

Romanda genç avukat yardımcısı Jonathan Harker’ın başından geçenlere odaklanılır. Kısaca bahsedersek, iş için kontun şatosuna giderken, yolculuğu esnasında karşılaştığı kişiler ona Drakula’nın lanetli bir şeytan olduğunu söylese de Harker, kentsoylu ve eğitimli bir genç olarak bu sözlere aldırmamıştır. Fakat aslında her şey doğrudur. Drakula sadece hava karardığında ortaya çıkan, gündüzleri tabutunda yatan, kan içerek beslenen bir vampirdir.


Bu roman daha önce de ifade ettiğimiz gibi gelişmekte olan bilim ve onun uyandırdığı korku-merak duygularından çok; gelişen ve değişen siyasal ve ticari yaşamla daha çok ilişkilidir. Burjuva kültürünün korku ve endişelerini yansıtır. (Tekelcilik ve Feodal düzen korkusu)
Gotik edebiyatın değişmeyen özelliklerinden biri de cinsel metaforlardır. Zira Victoria çağı ahlakçılığın hüküm sürdüğü bir çağdır. Böyle bir dönemde kaleme alınan Drakula romanında üstü örtülü erotik pasajlar sık sık yer almaktadır.
Ayrıca yine Drakula karakteri üzerinden, modernleşen ve yalnızlaşan insanoğlunun korkusu olan; topluma yabancılaşma ve kendi içinde ötekileşmenin izlerini de görmek mümkündür.

Konuyla ilgili olanlar için önerebileceğimiz bazı film ve diziler de mevcut. Hemen aşağıda sizler için sıraladık.

Dracula (Film)

Dracula (Mini Dizi)

Victor Frankenstein (Film)

The Frankenstein Chronicles (Dizi)

Penny Dreadful (Dizi)

Bunun gibi daha fazla yazı için: