İnsanlık tarihimizin başına gelen en büyük facialardan biri; İkinci Dünya Savaşı, İngiliz Sinemasını nasıl etkiledi? Savaşın, beyaz perdeye ve insanlara etkisi ne oldu? Gelin bir bakalım…

İngiliz Sineması Ve İkinci Dünya Savaşı Propagandası

Savaş temalı filmlerden hoşlanan, izlerken heyecan duyan izleyicilerin sayısı hiçte az değildir. Bu sebeple sinemanın direkt olarak savaş dönemindeki durumunu detaylı bir inceleme altına almamız kaçınılmaz oldu.

Günümüzde hala, İkinci Dünya Savaşı üzerine çokça film ve belgesel çekiliyor. Yaşadığımız 21. Yüzyılın film ve belgesel alanındaki küresel yapısı ve ilerleyen teknoloji ise, İkinci Dünya Savaşı’nı zihnimizde daha kolay canlandırmamıza olanak sağlıyor.

Algılarımızı tarih ile güçlendirdiğimiz zaman; İngiliz sinemanın, İkinci Dünya Savaşı’ndaki yerini çok daha farklı ele alabiliyoruz. Daha da önemlisi; çekilen filmlerin aslında bir ülkenin hayatta kalma mücadelesini, direnişini yansıttığı görüyoruz.

Bu sebeple, durumu anlayabilmenin en akıllıca yollarından bir tanesi, 1940-1941 yılları arasındaki İngiliz Sinemasına göz atmaktır..

(Kaygı Sineması: Endişe ve Öfkeyle Yoğrulmuş 7 Film)

1940-1941 İngiliz Sineması

Fransa’nın 22 Haziran 1940 yılında Almanya’ya teslim olması ya da Amerika’nın 8 Aralık 1941 yılında savaşa dahil olması… Bunlar Britanya için son derece önemli olaylardır. Bununla birlikte savaş döneminin içerisindeki bu tarih aralığının önemi, İngiliz sineması için de oldukça fazladır.

“İşte bahsi geçen bir yıl içerisinde çektiği film ve belgeseller ile Britanya, savaşta olduğu ülkeler karşısındaki duruşunu, başta Amerika olmak üzere bütün dünyaya göstermeyi amaçlamıştır.”

Bu bağlamda 1940-1941 yılları arasında Britanya genelinde 125 film ve belgesel çekilmiştir.

Komedi, drama veya müzikal türünde olan 125 film ve belgesel, içeride; halkı savaşın zorlukları karşısında bir arada tutmayı amaçlamıştır. Dışarıda ise Amerika’nın savaşa girmesi için Hollywood’da geniş bir etkinin yaratılması gerektiği düşüncesi hakim olmuştur. Çünkü Amerika, Avrupa içerisindeki duruma açıkça müdahil olmak istememektedir.

Bu açıdan Almanya’nın Avrupa’ya taarruz etmesi, Amerika için sadece Avrupa’nın kendi iç sıkıntısı olarak nitelendirilmiştir.

Sir Winston Leonard Spencer-Churchill

10 Mayıs 1940 tarihinde Winston Churchill, hükümet kurma görevini devralmıştır. Ardından Churchill, İngiliz Sineması üzerinde çok kafa yormuştur. Yaptığı konuşmalar esnasında sıklıkla Amerika’nın savaşa girmesi gerektiğini belirtmiştir. Ancak Amerika’nın tarafsızlık duruşundaki değişikliği diplomatik yolla elde etmenin çok zor olduğunu anlayan Churchill, Britanya’nın içerisinde bulunduğu durumu Amerikan yöneticilerine ve halkına sinema yoluyla da gösterilmesi gerektiğini anlamıştır. Bir yıl içerisinde 125 film ve belgeselin çekilmesinin en büyük sebebini bu durum oluşturmaktadır.

(Fransız Kültürü Dünyaya Bakış Açımızı Nasıl Değiştirdi?)

Bu savaşın önemini anlatmayı amaçlayan İngiliz sinemasının bir diğer görevi ise halka moral vermektir. Çünkü İngiliz sineması oldukça rağbet gören bir yere sahiptir. Savaşın başında 48 milyona yakın olan Britanya nüfusunun 30 milyona yakınının sinemaya gittiği bilinmektedir. Bu oran Amerika’da ise 90 milyon civarındadır.

İngiliz Sineması Ve İkinci Dünya Savaşı Propagandası
14 Eylül 1942 yılında vizyona giren ‘’The First of the Few’’ Spitfire Filminin afişi.
IMDB: The First of the Few

İngiliz Sineması ve yapılan savaş propagandası

Bu filmler içerisinde en çok ilgi görenler arasında, yönetmeni Leslie Howard’ın olduğu, ‘’The First of the Few’’ ya da İngilizlerin söylemiyle ‘’Spitfire’’ isimli filmdir.

Filmin başta Britanya olmak üzere Amerika’da bu kadar ilgiyle seyredilmesinin sebebi, bir İngiliz mühendisliği harikası olarak gözüken ve döneminin iyi avcı uçaklarından olan Spitfire’ın savaştaki görevini anlatmasından dolayıdır. Çünkü Rolls-Royce Motorlu Spitfire, başarısını kanıtlamış bir avcı uçağıdır. Dolayısıyla savaş sırasında Alman hava kuvvetlerine karşı en büyük silah olarak görülmüş ve halkın gözdesi haline gelmiştir.

Dolayısıyla bu film, Britanya’nın pes etmemesinin ve Almanya’nın despotizmine karşı direnmesinin simgelerinden birisi haline gelmiştir. Üstelik filmin içerisinde hem ordu subayı olan hem de ünlü İngiliz aktrislerinden olan David Niven’ın ve Christopher Frederick Currant’ın olması halkın gözünden oldukça önemli bir etkiye sahiptir. Çünkü savaşta çarpışmış olan her asker birer halk kahramanı olarak nitelendirilmiştir.

Ancak hükümetin filmlerin belli konuları üzerinde ciddi şekilde baskıları da olmuştur. Bu baskılar örneğin; Spitfire’ın film esnasında kusursuz olarak gösterilmesi gerektiği ve en ufak bir arızanın yansıtılmaması gerektiği gibi kaygılardır. Bu yüzden savaş kabinesi, en az iki haftada bir film yapımcıları ile toplantı gerçekleştirmiştir. Çekilen sahneleri detaylı bir şekilde denetlenip, incelemiştir.

Bununla birlikte savaş kabinesi, İngiliz sineması içerisinde kadın karakterlerin de ön planda olmasını istemişlerdir. Kahraman bir kadın figürü yaratılmıştır. Bununla birlikte, savaşa kocası ve çocuklarını gönüllü olarak gönderen kadın imajı da bilinçli olarak oluşturulmuştur. Bu açıdan ülke içerisindeki kadınların, savaş sırasında fabrikalarda canla başla çalışması sağlanmış. Ayrıca ailesinin kaybından üzüntü yerine onur duyması gerektiği düşüncesi verilmeye çalışılmıştır.

Aynı zamanda çekilen bu filmlerin Amerika’da da vizyona girmesi sayesinde Amerikan halkının gözünde savaşın kaçınılmaz bir gerçek olduğu ve Britanya’nın yanında olunması gerekildiği görüşü vurgulanmak istenmiştir.

Churchill’dan sinemaya destek

Winston Churchill, konuşmaları sırasında sinema filmlerine vurgu yapmasındaki bir başka sebep ise; başta Dunkirk’te meydana gelen pes etmeme, direnme duygusunun ayakta kalması gerektiğini düşünmesidir. Churchill bu yüzden Blitz saldırılarında tahrip olan tiyatro ve sinemaların onarılması için çok çaba göstermiştir. Aynı zamanda kadın aktörler ile sık sık görüşen Churchill, ülke içerisinde cesur kadın modelinin oluşmasını destekleyen en önde gelen isimlerinden olmuştur.

Audrey Hepburn, Greer Garson, Patricia Roc gibi önemli İngiliz kadın sanatçılar savaşın ortasındaki cesur kadın figürünün en bilinen isimleri haline gelmişlerdir. Özellikle ‘’Millions Like Us’’ filminde bir uçak fabrikasında, kadın işçilerden birisini oynayan Patricia Roc; İngiliz kadının ülke içerisindeki gönüllüğünü, fedakârlığını ve cesaretini temsil eden kişi olarak ün yapmıştır.

İngiliz Sineması Ve İkinci Dünya Savaşı Propagandası
‘’Millions Like Us’’ film seti karesi

Halka sürekli olarak, vizyona giren her filmde, savaşı kazanan tarafın İngiltere olacağı mesajı verilmiştir. Buradaki amaç halkın ve cephede savaşan erkeklerin morallerini yüksek tutmak, ayrıca kadınların fabrikalarda görev yapmaya devam edip, umutlarını kaybetmemelerini sağlamaktır. Ayrıca olası bir Alman işgaline karşı kadınların da direnmesi gerektiği sürekli olarak sinemada gösterilmiştir.

Bu açıdan The Gentle Sex, en fazla ilgi gören filmlerin başında gelmiştir. Leslie Howard ve Maurice Elvey’in yönetmenliğini yaptığı film, ordu içerisinde görev yapan kadın askerlerin hayatını anlatmaktadır. Başrollerinde Joan Greenwood, Joan Gates, Rosamund John ve Joyce Howard bulunduğu kadın aktörler, kadın İngiliz askerlerini temsil etmiş ve sayelerinde savaş sırasında gönüllü kadın birliklerinin oluşması sağlanmıştır.

İngiliz Sineması Ve İkinci Dünya Savaşı Propagandası
(The Gentle Sex filminde İngiliz Kadın Askerlerini temsil eden görsel)

“Savaşlar tahliye operasyonlarıyla kazanılmaz.”

Filmlerde askerlerin çekmiş oldukları zorlukları yansıtırken hemşirelerin bu ortamda oynadıkları rollere son derece önem verilmiştir. Özellikle Dunkirk’te 338.000 askerin tahliyesi sırasında donanmada görev yapan hemşirelerin üstlenmiş olduğu rolün İngiliz sinemasında gösterilmesi, Dunkirk başarısızlığının bir kazanç olarak gösterilmesini sağlamıştır.

Winston Churchill ‘’ Savaşlar tahliye operasyonlarıyla kazanılmaz.’’ sözünü söylemiş olmasına rağmen sinema ile halka Dunkirk tahliyesinin bir moral kaynağı olması gerektiği düşünülmüştür. Çünkü Dunkirk’te kurtarılan ordu, Britanya için savaşa devam etme manasına geliyordu. Dunkirk tahliyesinden sonra Winston Churchill o meşhur konuşmasının bir parçası olan ‘’ Asla Teslim Olmayacağız…!’’ sözlerini de söylemiştir. Bu konuşması günümüzde hala daha hafızalarda olan ve genel olarak her film ve belgeselde işlenen bir durum halini almıştır.

Churchill halkın direnişini temsil ederken sinema filmleri ile bu durumu halkın geneline yaymayı amaçlamış ve gayesine fazlasıyla ulaşmıştır. Bombardımanlar sonucunda teslim olacağı düşünülen Britanya ve İmparatorluğu; Almanya, İtalya ve Japonya karşısında, bu şekilde bir yıl yalnız mücadele etmiştir. Bu mücadelenin önemi, günümüzde birçok film yapımcısı ve senarist tarafından halen daha konu olarak işlenmektedir.

2017 yılında vizyona giren ve yönetmen koltuğunda Christopher Nolan’ın oturduğu Dunkirk Filmi bu duruma verilebilecek en büyük örneklerden birisidir.

IMDB: Dunkirk 

Üstelik Churchill adına savaştan sonra çekilen her film yoğun ilgiyle izlenmiştir. Yine 2017 yılında vizyona giren ve başrolünde Gary Oldman’ın oynadığı ‘’Darkest Hour’’ filmi de en önemli örnekler arasındadır.

IMDB: Darkest Hour

Ancak belirtilmesi gereken en önemli konu günümüzde İkinci Dünya Savaşı adına çekilen her filmin bir fedakârlık sürecinden geçmiş olmasıdır. Saymış olduğumuz her film ve oyuncunun sadece sinema değil insanlık tarihi açısından da oldukça önemli yerleri vardır. Dolayısıyla bu konuda izleyeceğimiz her filmin belirli bir vizyon etrafından geliştiği gerçeği sürekli olarak perdeler de bizlere yansıtılır. Britanya yalnızca bir örnektir. Bu durumun, savaş döneminde, savaşa giren ya da girmeyen her ülke için geçerli olduğu unutulmamalıdır.


BİBLİYOGRAFYA:

  • Ebert, Roger, The Great Movies, Brodway Books, New York 2003.
  • McDowall, David, All İllustrated History Of Britain, Longman Group, 21. Baskı, İngiltere 2006.
  • Betton, Gerard, Sinema Tarihi: Başlangıcından 1986’ya Kadar, Çev. Şirin Tekeli, 1. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul 1990.
  • Dixon, Wheeler Winston, Foster, Gwendolyn Audrey, A Short History of Film, Rutgers University Press, New Jersey 2013.
  • Teksoy, Rekin, Rekin Teksoy’un Sinema Tarihi, C.1, Oğlak Yayınları, İstanbul 2005.
  • Lord, Walter, The Miracle Of Dunkirk: The True Story Of Operation Dynamo, Open Road İntegrated Media, New York 1982.
  • Roberts, Andrew, Savaşta Liderlik: Tarihe Yön Verenlerden Hayati Dersler, Çev. Barbaros Uzunköprü, 1. Baskı, Kronik Yayınları, İstanbul 2021.
  • Gilbert, Martin, Churchill, Çev. Süha Sertabiboğlu, 2. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2013.
  • Paxman, Jeremy, İngilizler: Bir Milletin Psikolojisi, Çev. İbrahim Kapaklıkaya, 1. Basım, Ketebe Yayınları, İstanbul 2020.
  • Ferguson, Niall, İmparatorluk: Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, Çev. Nurettin Elhüseyni, 5. Basım, Yapı Kredi Kültür Yayınları, İstanbul 2019.
  • Mazower, Mark, Hitler İmparatorluğu: İşgal Avrupası’nda Nazi Yönetimi, Çev. Yavuz Alogan, 2. Baskı, Alfa Yayınları, İstanbul 2014.
  • Keegan, John, İkinci Dünya Savaşı, Çev. Samet Öksüz, 1. Baskı, Say Yayınları, İstanbul 2016.
  • Jenkins, Simon, İngiltere’nin Kısa Tarihi, Çev. Uygur Kocabaşoğlu, 1. Basım, İletişim Yayınları, İstanbul 2020.