Günümüzde Avrupa medeniyetini meydana getiren süreçler hakkında çeşitli görüşler ortaya atılmaktadır. Bu görüşlerin her biri kendi içerisinde farklı başlıklar altında incelenmektedir. Sosyal, siyasal, kültürel ve sanatsal olarak adlandırılan bu başlıkların her biri bir ülkeyi meydana getiren sinir uçlarıdır. Ancak bu başlıkları Avrupa ile sınırlı tuttuğumuz zaman sadece ülkelerin değil bir kıta kültürünün meydana geldiğini görmekteyiz. Bu kültür günümüzde Batı olarak adlandırılan homojen birlikteliğin ana çekirdeğini oluşturmaktadır. Avrupa’da her ülkenin bu homojen karışım içerisinde değeri bir hayli fazladır. Ancak bir tanesi vardır ki etkisi ile öncü olma özelliğine sahiptir. Bu ülke Avrupa’nın merkezlerinden sayılan İtalya.

İtalya’nın geçmiş ile harmanlanan bu kozmopolit yapısı Avrupa’ya her zaman bir örnek olmuştur. Ancak İtalya’nın siyasi varlığı Fransa ve Britanya gibi Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığı zaman oldukça kısadır. Bundan dolayı İtalya’nın etkisi günümüzde oldukça yanlış yorumlanmaktadır. Etkinin sadece siyasi ve askeri süreçten meydana geldiğini iddia eden bu dar görüşe karşı İtalya’nın kültürel ve sanatsal anlamda nasıl bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymak son derece önemlidir. Ayrıca bahsetmiş olduğumuz ülke Rönesans’ın doğum yeri olup Avrupa sanatına şekil verme özelliğine sahiptir. Hep birlikte bir başka bir İtalya yaratabilir miyiz, gelin bir bakalım.

19. Yüzyıl

Hepimizin bileceği üzere 19. Yüzyıl Avrupa ve dünya tarihi için tam bir dönüm noktasıdır. İmparatorlukların kurulup yıkılığı, yeni devletlerin ortaya çıkıp bazılarının yok olduğu bir dönemdir. İtalya ise bu süreç içerisinde siyasi olarak birlikteliğini sağlayan aktörlerden sadece bir tanesidir. Ancak İtalya’yı meydana getiren bu sürecin bir anda olmadığını bilmek lazım. Siyasi olarak İtalya’nın 19. Yüzyıl içerisinde meydana geldiğini söyleyebiliriz. Ancak sanatsal anlamda geçmişten gelen bir yapının olduğunu göz önüne alırsak İtalya’yı meydana getiren gelişmelerin siyasi olmaktan çok uzak olduğunu görürüz. Bu açıdan İtalya’yı kültürel ve sanatsal anlamda Rönesans döneminden beri var olan birleşmiş bir yapı olarak kabul edebiliriz.

İtalya, 19. Yüzyıla kadar başta Fransa olmak üzere diğer Avrupa ülkelerinin rekabet sahası olmuştur. Bu yüzden İtalya’yı bir heykele benzetecek olsaydık kesinlikle ‘’Persephone’un Kaçırılması’’ olurdu. Çünkü bunalım, isteksizlik ve özgürlük arzusunu temsil eden bu heykel üzerinden İtalya’nın birleşme dönemine kadar yaşadığı durumu rahat bir şekilde hissedebiliriz.

Kültürel ve sanatsal bütünlüğü temsil eden bu yapı için tam birleşme aslında kaçınılmaz bir gerçek haline gelmiştir. Üstelik Aydınlanma döneminde sonra gelen fikir akımları ve Napolyon Savaşları bu durumun ana tetikleyici unsurları olmuştur. Napolyon 1815 yılında düştüğünde arkasında oldukça önemli bir miras bırakmıştır. Bu miras İtalya ve Almanya’ya ulus olma bilinci vermiş olmasıdır. Elbette bir ulusu meydana getirmek için geçmişin kültürü ve birikimine ihtiyaç duyulur. İtalya ise zaten kültürel ve sanatsal anlamda bir bütünü temsil etmesinden dolayı oldukça önemli bir konuma sahiptir.

Bu yüzden19. Yüzyıl İtalya’sını meydana getiren gelişmeleri bir domino taşı etkisine benzetebiliriz. 1848 yılında başlayan Birinci Bağımsızlık savaşı ile meydana gelen ortam içerisinde dilin, sanatın ve ortak kültürel geçmişin bir anahtar olarak kullanıldığını görmekteyiz. Üstelik Aydınlanma döneminden sonra meydana gelen Romantizm akımı, etkisini bu birleşme üzerinde bir hayli fazla hissettirmiştir.

İtalyan Romantizmi

Romantizm akımı İtalya’ya İsviçre kökenli Fransız sosyolog Madame de Stael tarafından yazılan ‘’Sulla maniera e la utilita delle traduzioni’’ isimli (‘’çevirilerin üslubu ve faydaları’’) makalesi ile girmiştir. İtalya’daki ilk temsilcileri olan Giacomo Leopardi (1798-1837) ve Ugo Foscolo (1778-1827) sayesinde İtalyan Romantizmi doğmuştur. İtalyan Romantizmi olarak adlandırılmasının sebebi ise Avrupa’daki genel anlayışa göre farklılık göstermesinden dolayıdır. İtalyanlar romantizmi aydınlanma dönemi içerisinde kimlik arayışı için bir halk hareketi olarak görmüşlerdir. Bu durum aslında Risorgimento adını verdiğimiz birleşme döneminin temelini oluşturmaktadır. Ancak İtalya’da bu durumun tamamen uygulanması fazlasıyla zaman almıştır. Nedeni İtalya’nın ortak bir elit zümreye sahip olmaması ve yerli dillerin yerel halk arasında yaygın kullanılmamasından dolayıdır. Bu durum İtalya’nın dışarıdan maruz kaldığı etkilere verilebilecek en çarpıcı örnektir.

Opera ve Tiyatro

Gioacchino Rossini

Ortak dil hareketinin yavaş gelişimini telafi edecek güç opera ve tiyatro olmuştur. Sanatla İtalya’nın birleşmesinde en büyük görevi Gioachino Rossini, Gaetano Donizetti, Giuseppe Verdi ve Giacomo Puccini üstlenmiştir. Dört bestecinin ortak yanı operanın doğum yeri olan İtalya’da besteledikleri parçalar ile geçmiş tarihsel bağları yeniden canlandırmalarıdır. Sanatsal birleşmenin ilk çıkış noktalarından birisi hiç şüphesiz Gioachino Rossini’dir. Kendisi 18 yaşından 30 yaşına kadar 32 tane opera bestelemiştir. Günümüzde her parçasını dinlerken mest olduğumuz bu besteci aslında İtalya’da ilk opera turnesini yapan kişidir. Müzikal tiyatro eşliğinde yapılan gösterilerin her biri İtalya’nın geçmiş tarihi ile operanın harmanlanması sonucunda ortaya çıkmıştır. 1813 yılında Venedik’te sahnelenen Tancredi, 1816 yılında Napoli’de sahnelenen Otello besteleri verilecek en güzel örneklerdendir. Aynı zamanda 1816 yılında Roma’da sahnelemiş olduğu Sevil Berberi bestesi ilk komik opera olma özelliğine sahiptir.

Ancak Rossini gibi birçok sanatçıya bu desteği veren Giovanni Ricordi’yi unutmamak gerekir. Kendisi İtalya içerisindeki bütün sanatsal çalışmalara destek vermiş ve ‘’Sanatın koruyucusu’’ lakabına layık görülmüştür. Ricordi, bu özelliği sayesinde İtalya içerisindeki birçok bölgeyi sanatın evi haline getirmiştir. La Scala’nın operanın kalesi olması, Milano’nun en iyi basım merkezi olması onun başarısının sonucudur. Rossini’nin bestelediği her operanın basılıp İtalya genelinde dağıtılması Ricordi aracılıyla olmuştur.

İtalya: Bir Ulus Modeli

Bir diğer önemli isim ise hepimizin Osmanlı tarihinden iyi bildiği Geatano Donizetti’dir. Kendisi 70 kadar opera bestelemesiyle birlikte Rossini’nin sanatsal fethini devam ettiren kişidir. Fransız Devrimi’nin getirdiği özgürlük, eşitlik, adalet ve kardeşlik kavramlarını Donizetti’nin eserleri içerisinde rahatlıkla görebiliriz. Aslında kendisi sanat ile ideolojinin en çok iç içe geçtiği kişilerdendir. Ancak Donizetti’nin 70 kadar operası İtalyan halkının birleşmesinde bir kilit noktaya sahiptir. Çünkü Avrupa’nın sınırları yeniden değişiyordu ve İtalya bu süreç içerisinde bir ulus modeli ortaya koymayı hedefliyordu. Özellikle bestelediği Lucia di Lammermoor adlı operasında bu kavramları rahatlıkla görebiliriz.

Gaetano Donizetti

Kendisinin Türk tarihi açısından önemi ise Batılılaşma sürecinde olan Osmanlı İmparatorluğu’nun resmi olmamakla birlikte ilk marşlarından birisi olan Mecidiye Marşı’nı bestelemesidir.

Rossini ve Donizetti’nin bestelerini bir geçiş süreci olarak kabul edersek Giuseppe Verdi ve Giacomo Puccini’nin birleşme sırasında ne kadar önemli olduğunu kavrayabiliriz. Bu farklılığın oluşmasındaki sebep Verdi ve Puccini’nin eserlerinin 1848 yılından sonra başlayan siyasal değişmeler ile doğru orantıda olmasıdır.

Verdi’yi farklı kılan özelliklerin en başında almış olduğu opera mirasına özgün bir imza vurması gelmektedir. Zira Verdi’nin opera kaderi İtalya’nın en çalkantılı zamanlarında şekillenmiştir. Guiseppe Garibaldi’nin İtalya için bağımsızlık seferlerine çıkması, Verdi’nin operalarının sahnelenmesini tetiklemiştir. Sanat ile siyasetin aynı orantıda izlendiği bu dönem sahnelenen her operada vurgulanmıştır.

Giuseppe Verdi

Viva Verdi

Verdi esas itibariyle her ulusun kendi geçmişi ile sanatı harmanlaması gerektiğini savunmuştur. Ayrıca Verdi’nin sanatsal kariyeri dört dönemde işlenmektedir. İlk iki dönem savaşların çok yoğun olduğu zamanda verdiği çalışmaları ile incelenmektedir. Nabucco ve Ernani bu süreç içerisinde bestelediği en önemli iki operasıdır. İkinci dönemde ise kendisini Rigoletto, İl Trovatore, La Traviata ve La Forza Del Destino adlı besteleri ile görmekteyiz. Bu parçalarının ortak noktası ise İtalya’nın geçmiş tarihinde yer alan kahramanlara vurgu yapmasıdır. Özellikle Rigoletto ve La Forza Del Destino tarih ile operanın dans etmesinin sonucunda meydana gelmiştir. Rigoletto’da Kuzey İtalya’nın Lombardiya bölgesinde 1328 ile 1708 yılına kadar hüküm süren Gonzagalar hanedanlığının zorbalığından bahsetmektedir.

La Forza Del Destino’da ise 1744 yılında Avusturya ordularının Napoliler tarafından Velletri’de yenilmesi anlatılmaktadır. Bestelerin ortak yanı ise Garibaldi’nin bağımsızlık mücadelesi sırasında İtalyan halkına bir bütün olmanın önemini anlatmasıdır. İtalya’nın dışarıdan gelen saldırılara karşı geçmişte nasıl mücadele verdiği ve şimdi de aynısını yapması gerektiği gösterilmeye çalışılmıştır. Bu yüzden, Verdi, İtalyan birleşmesinin sanatsal öncüsüdür. 1861 yılında II. Vittorio Emanuel İtalya kralı ilan edildiği zaman halk sokalar da ‘’Viva Verdi’’ şeklinde bağırarak sloganlar atmaktaydı. ‘’Viva Verdi’’ sloganı aynı zamanda ‘’Viva Vittorio Emanuel re D’Italia’’ (Yaşasın İtalya Kralı Vittorio Emanuel) sloganının kısaltılmış halidir. Ancak Verdi’ye atfedilmesinin sebebi ise yapmış olduğu her opera ile İtalyan halkının kalbinde yer etmiş olmasındandır.

Verdi aynı zamanda İtalyan operasında ortak tema, bütünlük ve versimo adını verdiğimiz gerçekçilik mantığını en başarılı uygulayan kişidir.

İtalya Ulusal Marşı

Burada bir ayrıntıya dikkat etmeliyiz. 1847 yılında ilk defa bestelenen İtalyan Ulusal Marşı bahsetmiş olduğumuz bu olayların içerisinde şekillenmiştir. Marşın içerisinde işlenen tema İtalya’nın geçmiş tarihinde düşmanlarına karşı nasıl zaferler kazdığıdır. 1176 yılında Legnano’da başlayan savaş, Sicilya Akşamı Duası, 16. Yüzyılda İmparator Şarlkel’e karşı Floransa’nın müdafaasını yapan Ferruccio-Francesco Ferrucci ve 1746 yılında Habsburg despotluğuna karşı Cenova’da isyanı başlatan Balilla isimli genç kız İtalya’nın 1847 yılındaki marşı içerisinde yer almaktadır.

Puccini

Son olarak İtalya’da bu mirası en iyi şekilde canlandıran bestecilerden Giacomo Puccini’den bahsetmeliyiz. Kendisi İtalya’da 19. Yüzyıl’ın son çeyreğinde isminden söz ettirmiştir. Ayrıca bestelerinde Verdi’den devralmış olduğu kahramanlık ve bütünsellik ilkelerini aynı şekilde işlemeye çalışmıştır. Bunu en belirgin şekilde La Tosca isimli oyunun görmekteyiz. Kendisi eserinin içerisinde Papalığın 1800 yılında kurulan cumhuriyeti esir etmeye çalıştığı konusu işlemiştir. Eserinin içerisinde tıpkı Verdi’de olduğu gibi kahraman yaratmıştır. Oyunun günümüzde canlandırılmış halini izlediğiniz zaman karşınıza çıkan bu iki kahraman Cavaradossi ve Angelotti’dir. Ayrıca eser aynı zamanda Napolyon’un İtalya’daki başarıları ve başarısızlıklarına eleştiri özelliği taşımaktadır.

Giacomo Puccini

Ancak Puccini dönemi opera bestecilerinin ortak özelliği İtalya’nın içerisinde yer alan sosyal sorunlara vurgu yapmasıdır. Pietro Mascagni’nin bestelediği Cavalleria Rusticana adlı operasında köylülerin çektiği sıkıntılar anlatılır. Umberto Giordano’nun Mala Vita’sında ise gecekonduda yaşayan insanların anlatılması en güzel örneklerden birisidir. Aslında bu sayede günümüz İtalya’sı içerisindeki anlaşmazlığı daha iyi anlayabiliriz. Kuzey İtalya sürekli olarak iktisadi sebeplerden dolayı güney bölgesindeki insanları omuzlamaktan şikâyet etmektedir. Ayrıca Mascagni ve Giordano bizlere bu sıkıntının günümüze has bir durum olmadığını göstermektedir. Zira günümüzde İtalya içerisinde meydana gelen her konunun aslında geçmişte yattığını bilmeliyiz. Bu sayede zihnimizde kültür ve sanat ile birleşmiş yeni bir İtalya inşa edebiliriz.

19. yüzyılda meydana gelen birlikleri daha net bir şekilde algılamak istiyorsak ilk başlamamız gereken yerlerden birisi hiç şüphesiz İtalya’dır. Bu sayede Almanya’nın bütünleşme tarihine yeni bir soluk getirebilir ve siyasi anlatımın sığlığından biraz olsun kurtulmayı hedefleyebiliriz.

BİBLİYOGRAFYA:

  • Holmes, George, The Oxford Illustrated History of Italy, Oxford University Press, New York 1997.
  • Parker, Roger, The Oxford İllustrated History of Opera, Oxford University Press, New York 1994.
  • Budden, Julian, Puccini: His Life and Works, Oxford University Press, New York 2002.
  • Budden, Julian, Verdi, Oxford University Press, New York 2008.
  • Lee, E. Markham, The Story of Opera, Forgotten Books, London 2013.
  • Steinz, Pieter, Avrupa’yı Avrupa Yapan Değerler: Avrupa Kıtasını Bir Arada Tutan Sanat, Çev. Kadir Türkmen, 1. Baskı, Alfa Yayınları, İstanbul 2018.
  • Baldoli, Claudia, İtalya Tarihi, Çev. Eylem Çağdaş Babaoğlu, 1. Baskı, Feylesof Kitap, İstanbul 2018.
  • BORAN, İlke, Kıvılcım Yıldız Şenürkmez, Kültürel Tarih Işığında Çok Sesli Batı Müziği, 4. Baskı, Yapı Kredi Kültür ve Sanat Yayınları, İstanbul 2018.
  • Black, Jeremy, Kısa İtalya Tarihi, Çev. Ekin Duru, 1. Baskı, Say Yayınları, İstanbul 2020.
  • Gottlieb, Anthony, Aydınlanma Rüyası: Modern Felsefenin Yükselişi, Çev. Cansen Mavituna, 1. Baskı, Vakıfbank Kültür Yayınları, İstanbul 2021.
  • Russ, Jacqueline, Avrupa Düşüncesinin Serüveni: Antikçağlardan Günümüze Batı Düşüncesi, Çev. Özcan Doğan, 4. Baskı, Doğu Batı Yayınları, Ankara 2019.
  • Jones, Eric, Avrupa Mucizesi, Çev. Ahmet Fethi, 3. Baskı, Hil Yayın, İstanbul 2008.
  • Davies, Norman, Avrupa Tarihi: Doğu’dan Batı’ya, Buzul Çağı’ndan Soğuk Savaş’a, Urallar’dan Cebelitarık’a, Avrupa’nın Panoraması, Çev. Burcu Çığman, Elif Topçugil, Kudret Emiroğlu, Suat Kaya, 2. Baskı, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara 2011.