Kleopatra Antik Mısır’ın -Büyük İskender’in ölümünden beri hüküm süren Ptolemaios Hanedanlığı’nın- son kraliçesiydi. Tutkulu yapısı, güzelliği, zekası ile ünlüydü. Ayrıca Ptolemaios mirasını ileriye taşımaya kararlıydı. Julius Caesar ve Marcus Antonius ise Antik Roma’nın güçlü ve acımasız efendileriydi. Caesar sadece Roma’nın lideri değildi. Aynı zamanda senato tarafından diktatör ünvanı almış, Roma Cumhuriyeti’nin imparatorluğa dönüşmesindeki yolu açmıştı. Marcus Antonius ise Caesar’ın en güçlü Romalı komutanlarından biriydi.

Bu üç önemli isim arasındaki gönül ilişkileri ve iktidar mücadelesi Antik Mısır ve Roma tarihini sonsuza kadar değiştirecekti…

Sizler için hazırladığımız bu üç önemli figür ile ilgili ufak notlar içeren kişi kartlarımıza kaydırarak bakabilirsiniz.

Milattan önce 1. yüzyılda büyük bir güce sahip olan Roma, üç tane dişli lider önderliğinde hızlıca büyümekteydi; Julius Caesar, Gnaeus Pompeius Magnus ve Marcus Licinius Crassus. Roma’nın üstün gücü ve etkisi Mısır için mutlak bir tehdit oluşturmakla birlikte, ayrıca onu bir cazibe merkezi haline getirmişti.

Mısır ve Roma’nın Birleşen Kaderi

Mısır’ın kapısını Romalılara açan, Kleopatra’nın babası XII. Ptolemaios idi. XI. Ptolemaios, milattan önce 80 yılında öldürüldüğünde tek erkek varisleri XII. Ptolemaios ve küçük kardeşiydi. Yani IX. Ptolemaios’un gayrimeşru oğulları. XII. Ptolemaios milattan önce 76 yılında tahta geçti. Ancak kısa süre sonra Roma’da meşruluğu sorgulanmaya başlandı. Senato karşıtı siyasetçiler, XI. Ptolemaios tarafından yazılan ve Mısır’ı Romalılara bırakan bir vasiyete sahip olduklarını ileri sürdüler. Tahtı ve hanedanlığını kaybetme korkusuyla XII. Ptolemaios büyük bir risk alarak Roma ile anlaşmaya varmayı seçti.

XII. Ptolemaios çaresizce krallığını korumaya çalışıyordu. Caesar ve Pompeius’tan kendisini Mısır’ın yasal yöneticisi ve Roma’nın müttefiki olarak tanımalarını istemişti. Bu isteğini gerçekleştirdiler, ancak çok büyük bir miktar olan 6000 sikke karşılığında. Bir sene sonra Roma, Antik Mısır toprakları içerisinde yer alan Kıbrıs’a girdi ve XII. Ptolemaios sesini çıkarmadı. Fakat bu, Mısır halkını oldukça sinirlendirmişti. Firavunlarını sürgün edip, yerini, yönetici olarak karısına ve en büyük kızına bıraktılar. XII. Ptolemaios, Roma Senatosu’nun da yardımıyla eninde sonunda tahtı geri alsa da, olan olmuştu bir kere. Mısır artık oldukça güçsüzdü. Ayrıca ekonomik olarak dar boğazdaydı. XII. Ptolemaios M.Ö. 51 yılında öldü ve taht en büyük kızı Kleopatra ve en büyük oğlu XIII. Ptolemaios’a geçti.

Kleopatra Firavun Oluyor

Kleopatra tahta çıktığında 18, kardeşi ise 10 yaşındaydı. (Aynı zamanda, Mısır geleneklerinden dolayı kardeşiyle evlendikleri de düşünülmektedir.) Aynı babasının kendisinden önce yaptığı gibi, Kleopatra da Mısır’da mutlak güç olmak istiyordu. Bu yüzden kısa süre sonra yasal belgelerden kardeşinin adını çıkardı. Ancak ekonomik başarısızlıklar, açlık ve borçlar ile boğuşan Mısır’ın Roma’nın yardımına ihtiyacı olduğunu Kleopatra da farketmişti. Mısır’ı eski huzur ve refah dolu günlerine döndürmek istiyordu.

Fakat bu sefer, işler onun şartlarına göre ilerlemeliydi. Zira Mısır’ın kontrolünü arzulayan sadece o değildi. M.Ö. 48 yılında, danışmanları tarafından cesaretlendirilen kardeşi XIII. Ptolemaios, Kleopatra’yı İskenderiye’den sürdü ve kendini tek hükümdar ilan etti. Artık kardeşler (ve eşler?) arasında kılıçlar çekilmişti. Yalnız ve güçsüz hisseden Kleopatra yeniden güç kazanmak için Caesar’ın dikkatini çekmeyi kafaya koymuştu. Caesar ise o sıralarda Pompeius’a karşı kazandığı Pharsalus zaferini kutlamaktaydı.

Şans eseri, Caesar ve askerleri zaten İskenderiye’deydi. Kleopatra’nın tek yapması gereken, görünmeden İskenderiye’ye girmek ve Caesar kardeşi ile görüşmeden onunla konuşmaktı. Her ne kadar söylemesi kolay olsa da, yapması o kadar da kolay değildi.

Kleopatra ve Julius Caesar

Yardımını elde etmek için Caesar’ı baştan çıkarmaya tamamen hazır olan Kleopatra, İskenderiye’ye kaçak bir şekilde girmeyi planlamıştı. Kardeşinin onur konuğu olarak ağırlanan Caesar’ın odasına girecekti. Yunan tarihçi Plutarkhos, Kleopatra’nın bunu nasıl başardığını şöyle anlatır: “Kleopatra ufak bir kayığa bindi ve hava kararmaya başladığında saraya vardı. Fark edilmemesi imkansız olduğu için, kendini bir halıya sardı ve yardımcısı Apollodorus etrafını bir şeritle bağlayarak onu içeriye, Caesar’a taşıdı.”

Kleopatra’dan neredeyse 30 yaş kadar büyük olan Caesar, Mısır kraliçesi karşısında büyülenmişti. Daha sonraki “münasebetlerinin” de etkisine yenik düşerek, Kleopatra ve kardeşi arasında yönetimi paylaşmaları hususunda bir uzlaşma sağlamaya karar verdi. Kleopatra sonunda Mısır’ı yönetmesi gereken askeri desteğe kavuşmuştu.

Caesar Kleopatra’ya Tahtı Verirken (Wikimedia Commons)

Ancak XIII. Ptolemaios öfkeden kudurmuş haldeydi. Sürgün ettiği kız kardeşi ve Caesar’ı, geceyi birlikte geçirdikleri aşikar bir şekilde sarayında bulmuştu. Hatta söylenenlere göre, kardeşini vatan haini ilan ettikten sonra tacını yere fırlatıp odadan çıkıp gitmişti.

Sonrasında işler daha da kaotik bir hale geldi. XIII. Ptolemaios, Caesar’ın kaldığı sarayın etrafını kuşattı. Kleopatra’nın en küçük kız kardeşi Arsinoe de bu kavgaya dahil oldu ve kendisini kraliçe ilan ederek isyancı güçleri kardeşlerinin üstüne saldı. Her ne kadar işler Kleopatra için tersine dönmüş gibi gözükse de, Caesar’ın askerleri Suriye’den geldiğinde işler bir kez daha onun lehine döndü. XIII. Ptolemaios ve Arsinoe mağlup edildi. Kleopatra’nın tahtı artık güvendeydi. Hatta Caesar’ın çocuğuna hamileydi. Ama Caesar, Kleopatra’yı Mısır’ın tek hükümdarı yapmak yerine, onu, yakında kocası da olacak bir diğer kardeşi, 12 yaşındaki XIV. Ptolemaios ile ortak yönetici yapmıştı.

XIV. Ptolemaios (Getty Images)

Küçük Caesar “Caesarion”

M.Ö. 47 yılında Kleopatra bir erkek bebek dünyaya getirdi; “Caesarion” (küçük Caesar) olarak bilinen Ptolemaios Caesar. Her ne kadar çocuk hiçbir zaman babası tarafından resmen tanınmasa da. Kleopatra ve oğlu, Caesar’ı takiben Roma’ya gittiler ve burada “Roma halkının müttefikleri ve dostları” olarak karşılandılar. Fakat bu arkadaş canlısı karşılamanın arka yüzünde, Roma halkı oldukça öfkeliydi. Çünkü Caesar’ın ne Romalı eşi Calpurnia’dan ne de önceki eşlerinden bir oğlu vardı. Özellikle de sevilmeyen ve geri kalmış olarak düşünülen topraklardan varis olarak gelen bir “Caesarion” fikri Roma halkı için kabul edilemezdi. Ancak zaten Caesar varisi olarak yeğeni Octavius’u (Caesar’ın kız kardeşinin torunu) seçecekti. M.Ö. 44 yılında Caesar suikasta uğradığında, Roma’da sevilmeyen bir figür olan Kleopatra oğluyla birlikte kaçtı. Sadece birkaç ay sonra, kraliçenin ikinci “eş” kardeşi de ölmüştü ve Kleopatra artık oğluyla birlikte özgürce Mısır’ı yönetebilecekti. Ayrıca oğlunun Roma İmparatoru olarak veraseti hakkında planlar da yapmaktaydı.

Roma’da ise işler gittikçe kızışıyordu. Caesar’dan sonra kimin geleceği konusunda münakaşalar vardı ve hem Octavius (daha sonra Augustus adını alacaktı) hem de Marcus Antonius hakimiyet arayışındaydı. M.Ö. 41 yılında liderlik ikiye bölündü. Antonius doğu bölgesini yönetiyordu ve Octavius batıyı. Kleopatra’nın dönüşüyle de birlikte Roma Mısır’ı kendi haline bırakmıştı. Ama Antoinus Part İmparatorluğu’ndaki (şu anki Irak) düşmanlarını hizaya getirmek için paraya ihtiyaç duyunca, Senato bir kez daha gözlerini Mısır’a çevirdi.

Kleopatra ve Marcus Antonius

Roma’da geçirdiği vakit boyunca Kleopatra, Marcus Antonius ile arkadaş olmuştu ve sonradan meydana gelen iç savaşta Antonius’u desteklemişti. Şimdi de Part İmparatorluğu’na karşı olan savaşta Mısır’ın desteğini tartışmak için Marcus Antonius ile Tarsus’ta buluşmayı kabul etmişti.

Yedi sene öncesine benzer bir şekilde, Kleopatra hiçbir şeyden şüphelenmeyen eski dostunu etkisi altına almak üzere yola koyuldu. Ancak bu seferki girişi çok daha görkemli olacaktı. Plutarkhos bu olayı şöyle anlatır: ” Kleopatra, arkası altın yaldızlı, gümüşten kürekleri olan bir filika içinde, flüt ve arp sesleri eşliğinde Tarsus Çayı üzerinden gelmişti. Kendisi altın bir gölgelik altında boylu boyunca uzanıyordu. Aynı tanrıça Venüs gibi giyinmişti ve etrafındaki güzel çocuklar da Cupid gibi gözüküyordu.”

Aynı Caesar gibi, Marcus Antonius da Kleopatra karşısında büyülenmişti. Cazibesiyle birleşen etkileyici sohbetinin insanları büyülediğine inanılmaktaydı. Sadece sesini duymak bile bir zevkti diye yazmıştı Plutarkhos. Gerçekten de Antonius kraliçeden öylesine etkilenmişti ki, Tarsus’a esas gelişinin sebebini unutuvermişti. Roma’daki ilişkilerini yürütmesi için geride karısını bırakmıştı ve askerleri ondan emir bekliyordu. Ancak o bütün vaktini Kleopatra ile geçirmekteydi. Artık ayrılmaz hale gelmişlerdi.

Orada kaldığı süre boyunca Antonius, Kleopatra’ya oldukça destek olmuştu. Kleopatra’nın Mısır’daki mutlak gücünü tehdit eden kız kardeşi Arsinoe’den kurtulmasını sağlamıştı. Mağlup edilen Arsinoe, Roma kontrolü altındaki Efes’e, Artemis Tapınağı’na sürüldü. M.Ö. 41 yılında ise Arsinoe tapınağın basamaklarında öldürüldü. Bir sonraki yıl Kleopatra ikiz çocuklar dünyaya getirdi; Alexander Helios ve Cleopatra Selene II. Ancak Antonius artık Roma’ya dönmek zorunda kalmıştı. Zira Octavius’a karşı başlattığı başarısız isyanın sonuçlarıyla ilgilenmesi gerekiyordu. Eşi yeni ölen Antonius barış imzalamak için Octavius’un kız kardeşi Octavia ile evlenmeyi kabul etti. Ancak Kleopatra aklından hiç çıkmıyordu. Üç yıl sonra İskenderiye’ye geri döndü ve Kleopatra ile bir oğulları daha oldu. Kleopatra ve oğlu Caesarion ise Mısır ve Kıbrıs’ın hükümdarları olmuşlardı.

Marcus Antonius ve Kleopatra (Wikimedia Commons)

Mutlu Son

Mutlu bir son için hikaye burada bitmeli. Ama maalesef bitmiyor. İktidar için gözü aç olan Octavius Roma’da mutlak güç olabilmek için kampanyasını sürdürdü. İddialara göre kız kardeşini boşadığı için Antonius’tan intikam almak adına, Octavius akla gelmeyecek bir şey yaptı: Mısır Kraliçesi’ne savaş ilan etti.

Bu savaş aşıklar için bir felaketti. Galip Octavius, mağlup Romalı askerlerin teslim olduğu Mısır’ı işgal etti. Antonius’un Roma’nın tek iktidarı olma çabaları tamamen sona ermişti. Ayrıca sevgilisinin intihar ettiğini zannederek, kılıcının üstüne düşerek kendini bıçakladı. Ama bunda bile başarısız olmuştu. Yaralı bedeni, hala hayatta olan ve bir mozolede saklanan Kleopatra’ya götürüldü.

Orada, vücudundaki yaralara yenik düştü ve söylenenlere göre sevgilisi Kleopatra’nın kollarında öldü. Kleopatra farketti ki, sevgilisi ve askerleri olmadan o ve ülkesi artık zafer sarhoşu Octavius’un mermametine kalmıştı. Eğer yakalanırsa tutsak bir şekilde gezdirilip alay edileceğini biliyordu. Gururlu Mısır Kraliçesi hayatını kendisi sonlandırmayı tercih etti ve intihar etti. Roma zafer kazanmış, firavunların devri son bulmuştu.

Kleopatra’nın Ölümü (Alessandro Turchi , The death of CleopatraCC BY 3.0)

Peki Caesarion’a Ne Oldu?

Galip Octavius adını Augustus Caesar olarak değiştirdi. Ancak çok fazla “Caesar’ın” ortalıkta olmasının riskli olduğunu biliyordu. Caesarion’u tuzağa düşürerek İskenderiye’ye getirdiler ve Caesarion da bu şekilde ölmüş oldu.