Günümüzde müzelere gittiğimiz zaman bizleri büyüleyen ve etkisi altına alan birçok büyük sanatçının tablosu ile karşı karşıya kalmaktayız. Ayrıca her baktığımız tabloda başka bir hisse bürünürüz. Hiç şüphesiz baktığımız her tablo bir tarihi geçmişi, güzelliği, çirkinliği, kötülüğü, iyiliği ve bir insanın ya da medeniyetin ne demek olduğunu anlamamıza katkı sağlar. Dünya tarihinin en önemli şahsiyetlerini bile bu tablolardan yola çıkarak analiz edebiliriz. Ancak bir kişi bu konuda istisnai bir duruma sahip. Bu kişi, herkesin ismine mutlaka aşina olduğu Napolyon Bonapart.

Stefan Zweig’ın Marie Antoinette kitabında dediği gibi ‘’bir kişinin biyografisini yazmak demek, onu suçlayanlar ile savunanların en şiddetli biçimde karşı karşıya gelmesinin kayda geçirilmesidir.’’ Bu durumun, sanattaki Napolyon algısı için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin Francisco Goya için Napolyon vahşet sembolü iken, Jacques Louis David için bir kahraman olabilmektedir. 

Üstelik sadece bu da değil. Jean-Léon Gérôme’in temsilciliği yapmış olduğu ‘’Oryantalist Komutan’’ imajının Napolyon üzerinden tasvir edilmesi de son derece çarpıcı bir örnektir. Hepsini bir bütün halinde incelememiz ise başlı başına bir kitap konusu. Bu yüzden yapılan bazı tablolar üzerinden yeni bir Napolyon yaratabilir miyiz, gelin hep birlikte bakalım. 

Farklı Napolyon Tasvirleri

Napolyon ile ilgili şüphesiz hepimizin kafasında bir tablo ya da bir görünüm canlanmaktadır. Ancak bunlardan bir tanesi oldukça meşhurdur. Bu, Jacques Louis David’in yaptığı ”Napoléon Alpler’i Geçiyor” isimli tablo. Jacques Louis David bilindiği üzere, Napolyon’un çağdaşı bir Fransız devrimi ressamıdır. Kendisinin Napolyon üzerine 8 tane tablosu bulunmaktadır. Napolyon’u her resminde bir kurtarıcı olarak tasvir etmiştir. Aslında bu durumun sadece tablolarda değil dönemin yazılan eserlerinde ve bestelerinde de görmek mümkündür. Bunun sebebi Napolyon’un sadece Fransız Devrimi’nin bir ismi olması değil. Aynı zamanda aydınlanma döneminin getirmiş olduğu düşüncelerin bir patlama noktası olarak gözükmesi.

“Napoleon Alpler’i Geçiyor”

Unutmayalım ki büyük Alman besteci Beethoven 3. Senfonisini ona atfetmişti. Kendisi Napolyon’u ateşi tanrılardan çalan Prometheus gibi görmüş ve Avrupa’yı kurtaracak yegâne kişi olarak betimlemiştir. Jacques Louis David’in bu yüzden Napolyon’u her tablosunda başka bir kahramanlık edasında çizmesine şaşırmamak gerekir. Ancak birazdan ele alacağımız tablolarda, Napolyon’un fiziksel değişimini ve yükselişinden çöküşüne kadar olan dönemi ayrıntılı bir şekilde göreceğiz. 

Fransız Kimliği

Napolyon’un Alpler’i geçerken çizilen iki tane tablosu vardır. Bu tablolardan biri Paul Delaroche’ye aittir. Napolyon’un İtalya seferine hem akademik hem de sanatsal anlamda önem verildi. Bunun sebebi tarih açısından bir dönüm noktası olarak görülmesindendi. Napolyon bilindiği üzere İtalyan asıllıydı. Bu sefere kadar soyadını Bonaparte (Bonapart) şeklinde değil Bounaparte şeklinde İtalyanca olarak kullanmıştı. Ancak 1796 yılında sefere çıkmadan önce soyadını İtalyancadan Fransızcaya çevirerek Bonapart yaptı. Savaşın sonunda imzalanan Campo Formino Barış Antlaşması’nın altına Fransızca soyadı ile imza attı.

“Napoleon Alpler’i Geçiyor”

Tarih açısından bunun bir dönüm noktası olarak gözükmesinin yegâne sebebi Napolyon’un kendisini ilk defa Fransız olarak nitelendirmesidir. Bundan önceki dönemlerde ise kendisini sürekli Korsikalı biri olarak görmüştü. Fransızlara karşı kin ve nefretle bakmıştı. Ancak bu tarihten sonra sadece Fransa adına savaşacaktı. İlerleyen zamanlarda kendisini Fransızların imparatoru ilan edecek olması, vefatından sonra bile Fransızların hafızasından hiçbir zaman silinmedi. Paul Delaroche bu yüzden Napolyon etkisinin sanat üzerinde uzun süre devam ettiğinin canlı kanıtlarındandır.  

Daha fazlası için: Fransız Kültürü Dünyaya Bakış Açımızı Nasıl Değiştirdi?

Oryantalist Bir Komutan

Napolyon için çizilen tabloların en büyük kırılma noktalarından birisi hiç şüphesiz Oryantalist bir komutan olarak tasvir edilmesiydi. Son 200 yılın en büyük tartışma konularından birisi olan Oryantalizm, Batılıların doğuya olan bakış açısına ve çalışmalarına verilen bir tanımdır. Ancak bir komutanın Oryantalist olarak gösterilmesi sanat tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Çünkü Napolyon’un 1798 Mısır seferi Avrupalılar için yeni başlangıcı temsil eder. Hem doğunun gizemi hem de duyulan meraktan dolayı Mısır seferi birçok Avrupalı açısında Haçlı Çağı’ndan bu yana bir başarı olarak görülmüştür. 

Kurtarıcı!

Bu konuda iki önemli sanatçının eserlerine dikkatli bir şekilde bakmamız gerekir. Jean-Léon Gérôme ve Antoine-Jean Gros. Her iki sanatçının Napolyon’u tasvir ederken farklı bir bakış açısına sahip olduğu görülmekte. Jean-Léon Gérôme Napolyon’un Mısır seferini geçmiş ile bugünün bir tanışması olarak tasvir etmişti. Bu tanışmayı Napolyon üzerinden bütün Avrupa için geçerli tutmuştu. Antik dünyanın gizemine duyulan merakı Oryantalist bir komutan üzerinden ortaya koymaya çalışmıştı. Antoine-Jean Gros ise Napolyon’u tablosunda bir kurtarıcı olarak tasvir etmişti. Aydınlanma döneminin getirdiği özgürlük düşüncesinin Avrupa ile sınırlı kalmayarak doğuya doğru yayıldığını göstermişti. Bütün bu olayların ortak noktası ise Napolyon’un 2 Aralık 1804 tarihine kadar çizilen tablolarda kurtarıcı olarak tasvir edilmesidir. Ancak Antoine-Jean Gros’un Napolyon’u bu şekilde tasvir etmesinin sebebi o dönemin çağdaşı olmasındandır. 

Napolyon’un Oryantalist bir komutan olarak tasvir edilmesi aslında sanatçılara has bir durum değildir. Kendisi bizzat Oryantalist bir komutan olma özelliğine sahiptir. Örneğin Fransa’da ilk Çince sözlüğün 1813 yılında Napolyon’un emri ile Guignes Fils tarafından çevrildi. İlk Sinoloji bölümünün 1814 yılında Collége de France’da açıldı. Bunlar, Napolyon’un doğuya sadece Mısır ve Mezopotamya özelinde bakmadığını göstermektedir. Üstelik sinoloji bölümlerinin Rusya’da 1851, Britanya’da 1876 yılında açılmış olması bizlere Fransa’nın Napolyon sayesinden doğuya olan bakışının daha erken bir tarihe denk geldiğini göstermektedir. Bu yüzden çizilen tabloların Napolyon’un kişiliği ile doğru orantılı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.  

İmparator Napolyon

Ancak Napolyon’un kurtarıcı olarak tasvir edilmesi bir süre sonra yerini korku ve nefrete bırakmıştı. Bunun sebebi Aydınlanma düşüncesini Avrupa’ya yaymak ve eşitliğin koruyucusu olmaktan vazgeçmesiydi. Ayrıca 2 Aralık 1804 tarihinde kendisini imparator ilan etmişti. Bu durum yazılan eserlere ve çizilen tablolara bir hayli fazla yansımıştı. Özelikle Jacques Louis David’in yapmış olduğu ‘’ İmparator Napoleon, Notre Dame Katedrali’nde İmparatoriçe Joséphine’e Taç Giydiriyor’’ isimli tablosunu bu duruma örnek olarak verebiliriz. Tablonun içerisinde Napolyon bir Roma imparatoru edasıyla tacı Papa VII. Pius’un elinden giymek yerine kendi kafasına takmaktadır. Sadece bu tasvirden bile Napolyon’un narsistliğini görebilir ve Beethoven’ın ona adadığı parçasının üstünü neden karaladığını daha iyi anlayabiliriz.  

Napolyon’un almış olduğu bu ani kararların yansımasını ilk dönem yapılan tablolarda rahatlıkla görebiliriz. Ancak Napolyon’un imparator olması bazı sanatçılar için bir mükemmellik ve kahramanlık edası yaratmamıştı. Örneğin İspanyol ressam Francisco Goya’nın çizdiği ‘’3 Mayıs 1808’’ isimli tablosu. Napolyon İspanya’yı işgal ettiği zaman karşısında direnişçileri bulmuştu ve 300 kişinin infazına onay vermişti. Madrid’de 3 Mayıs 1808 tarihinde gerçekleşen bu vahşeti Goya’nın çizmiş olduğu tablosu üzerinden incelediğimiz zaman Napolyon’u sadece kahraman olarak değil zalim bir diktatör olarak da görürüz. 

Çöküş

Hepimiz aslında tablolara bakarak yükselmekte olan bir gücün çöktüğüne şahit olabiliriz. Üstelik Napolyon’un ihtirasları yüzünden birçok gencin ölmesi birçok (oldukça fazla) sanatçının hafızasında yer etmişti.  

Ancak Napolyon’un 1815 yılında sürgünden kaçarak Fransa’ya geri dönmesi ve Avrupa’nın kaderini belirleyecek olan son savaşını yapmak üzerine Belçika’ya girmesi ile başlayan Waterloo Muharebesi bir maceranın sadece askeri olarak son bulmasını sağlamıştı. ‘Napolyon’un Waterloo’daki son büyük saldırısı’ isimli tabloda Napolyon’un askerlerini dinlemediği ve her ne olursa olsun sonuna kadar savaştığını görmekteyiz. Bu durum Napolyon’un inatçılığı açısından en güzel örneklerden birisidir.   

Tarihler  5 Mayıs 1821 tarihini gösterdiğinde  Napolyon sürgünde olduğu Sainte-Helena’da vefat etmişti. Bu tarihten sonra ise bahsetmiş olduğumuz Oryantalist komutan, kahraman ve acımasız bir diktatör imajı sürekli olarak tablolarda tasvir edildi. Ancak günümüzde kendisine saygı gösterilmesinin sebebi büyük hukuk reformları yapmasıdır. Ayrıca bilim ile sanata, çıkmış olduğu Mısır seferinden beri destek vermiş olmasındandır. Günümüzde Mısır üzerine kaliteli araştırmalar çıkıyorsa bunun sebebi Napolyon’un Kahire’de kurmuş olduğu Mısır Enstitüsü’dür. Bu açıdan Napolyon’un Mısır seferini askeri başarısızlık olarak kabul ediyoruz. Ancak bu dünya bilimi ve sanatı açısından tam bir dönüm noktasıdır. Jean-Léon Gérôme’un Napolyon’u Oryantalist bir kişilik hatta komutan olarak tasvir ederken son derece haklı olduğunu söyleyebiliriz. 

Napolyon’un son dönemindeki fiziksel yorgunluğu ve daha orta yaşlı olmasına rağmen bitkinliği sürekli olarak yapılan tablolarda değinilen bir detay olmuştur. Özellikle yoğun savaşların bir adamı ne hale getirdiğini en çarpıcı haliyle görebiliriz. Paul Delaroche’nin çizmiş olduğu ‘’ Napoleon Fontainebleau’da’’ isimli tablosu bu durum için en güzel örneklerden birisidir. 

Bu Duruş Gerçekten Ne Anlama Geliyor?

Ancak çizilen bu tablolar içerisinde bir yanlış anlaşılmayı hep birlikte gidermemiz gerekmekte. Bu yanlış anlaşılmanın sebebi ise Napolyon’un çizim esnasında elini yeleğinin içerisine sokarak tasvir edilmesinden kaynaklı. Bu duruş stili günümüzde sadece Napolyon’a atfedilmiş olsa da tablolarda tasvir edilmesi daha eski bir tarihe dayanmaktadır. Antik Helen ve Roma dönemlerinde ellerini elbiselerinden çıkartarak konuşan kişiler kaba olarak nitelendirilirdi. Özellikle devlet yöneticilerinin bu hususta çok dikkatli olması gerektiği görüşü Napolyon dönemine kadar gelen bir vizyonu temsil etmektedir.

Dönemin Modası

Bu duruş tablolarda ilk defa İngiliz portreci Jonathan Richardson tarafından uygulanmıştır. Bu duruşun asıl amacı ise bakıldığı zaman kişinin güven veren yüksek kalitede bir profil sergilemesidir. Bu akım Avrupa’da 18. Ve 19. Yüzyılda bir anda yayıldı ve Napolyon bu duruş için en ideal liderlerden birisi oldu. Jacques Louis David’in Çizmiş olduğu ‘’ İmparator Napoléon Tuileries’de’’ isimli tablosunda bu duruşu çok net bir şekilde görebiliriz. Duruş stili bir süre sonra moda oldu. Hem tablo hem de fotoğrafçılığın ilerlemesi ile daha belirgin bir hale geldi. 

Fransa Kralı XVI. Louis ve Mozart’ın portrelerindeki duruşları, fotoğrafçılığın gelişmesi ile Karl Marx ve Friedrich Nietzsche’de de görülmekte. Hatta cumhuriyetimizin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’te de. Ancak yapılan bir yanlış, bu duruşun masonik bir selama atfedilmesi. Bu duruş sadece tablo ve fotoğraflarda kullanılan bir duruştur. Bunu günlük hayatta o kadar fazla görmeyiz. Üstelik saymış olduğumuz nice isim ve Napolyon mason değildi. Bu duruşu masonik bir düşünceden kaynaklı yapamamışlardı. O yüzden Napolyon’u mason olarak değil, Avrupa sanatının geçmiş ananesine göre değerlendirmeliyiz.  

Sanat üzerinden hayatı savaş meydanlarında geçmiş ve çok çabuk yorulmuş bir bireyi ele aldık. Napolyon hakkında bir yazı okuduğumuz zaman ruh hali ve fiziksel görünüşünün nasıl olduğunu zihnimizde canlandırmamız için dönemin çizilen tablolarına son derece detaycı bir şekilde bakmamız gerekmektedir. Bu, Napolyon’u ele alırken dikkat etmemiz gereken oldukça önemli bir ayrıntıdır. Üstelik Napolyon bu konuda oldukça zengin bir araştırma ve tablo külliyatına sahiptir. Günümüzde bile çok tartışılan bu komutanın nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu anlamakta zorluk çekebiliriz. Ancak sanat aracılığı ile bu anlam karmaşasını kendi zihnimizde bir nebze olsun halledebiliriz.  


BİBLİYOGRAFYA

  • Markesinis, Basil, Myths, History, and Art: Twelve Essays on Art as Deception, Austin Macauley Publishers, London 2020.
  • Dwyer, Philip, Napoleon: The Path to Power 1769-1799, Bloomsbury Publishing, London 2007.
  • Norwich, John Julius, A History od France, Atlantic Monthly Press, New York 2018.
  • Strathern, Paul, Napoleon in Egypt, Bantam Books, New York 2007.
  • National Gallery of Art, French Painting, https://www.nga.gov/global-site-search-page.html?searchterm=french+painting, Erişim Tarihi: (23, 04, 2021)
  • Clayson, Hollis, Painted Love: Prostitution in French Art of the İmpressionist Era, The Getty Research Institute Texts & Documents, Los Angeles 1991.
  • FLEMİNG, John, HONOUR, Hugh, Dünya Sanat Tarihi, Çev. Hakan Abacı, 1. Baskı, Alfa Yayınları, İstanbul 2016.
  • BORAN, İlke, ŞENÜRKMEZ, Kıvılcım Yıldız, Kültürel Tarih Işığında Çok Sesli Batı Müziği, 4. Baskı, Yapı Kredi Kültür ve Sanat Yayınları, İstanbul 2018.
  • Royer, Frede, 50 Tarihi Anekdot: Komik, Eğlenceli, Enteresan, Çev. Mustafa Daş, 1. Baskı, Orenda Kitap Yayınları, İstanbul 2020.
  • NADEAU, Jean-Benoît, BARLOW, Julie, Neden Fransa’yı Sever Ama Fransızları Sevemeyiz?, Çev. Aycan Ak, 1. Baskı, Ketebe Yayınları, İstanbul 2019.
  • Ludwig, Emil, Napoleon, Çev. Atakan Akçalı, 1. Baskı, Doruk Yayımcılık, İstanbul 2019.
  • Otkan, Pulat, (1981), Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Doğu Dilleri, Sinoloji Araştırmalarının Tarihçesine Genel Bir Bakış, C. II, Sayı: 4, 226-249,