British Museum’daki yeni sergide, sömürgecilik dönemi oryantalist sanat hareketinin izleri, bugün hala hissediliyor. Bu yazımızda, sanattaki bu klişeleşmiş Doğu Resim kalıplarını inceleyeceğiz.

Oryantalist Resimler
Jean Auguste Dominique Ingres- Büyük Odalık (1814) (C: Wikipedia)

Haremler, fesler, maymunlar, çıplak halde nargile içenler ya da ayakta dikilen sarıklı muhafızlar… Betimlenen bu görüntülerin size tanıdık gelmesi, aslında hiç şaşırtıcı değil. Doğu dünyasının bu klişe oryantalist tasvirlerinin zihninize damgalanmasının sorumlusu, 19. yüzyıldan kalma bu meşhur sanat hareketidir.

19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesinin ardından Doğu dünyasında Fransız ve İngiliz sömürgelerinin yükselmişti. Bununla birlikte oryantalist sanat hareketi de zirveye ulaştı. Sonuç olarak Akdeniz’in güneyi ve Yunanistan’ın doğusunda bulunan topraklar daha önce hiç olmadığı kadar Batı kültürünün hayal gücü nesnesi haline geldi.

O dönemde yapılan ticaret, seyahat ve işgaller; Eugène Delacroix, Jean-Lèon Gérôme ve John Frederick Lewis gibi ressamların oryantalist resimlerine konu oldu.

Ludwig Deutsch- In the Madrasa (1900) (C: Wikipedia)
19. yüzyılda zirveye ulaşan oryantalist hareketin tipik bir eseridir.

Oryantalist resimler, bugün hala dünyanın dört bir yanındaki müzelerde ve galerilerde gösterilmeye devam ediyor. Fakat bu oryantalist resimlerin, Doğu dünyasını doğru ve geniş bir şekilde tasvir etmediklerinin farkındalığında olmak önemlidir.

“Doğu”nun geri kalmış, lotus yiyici, bir peri diyarı olduğu konusundaki takıntı; yüzyıllardır bu bölgeleri merak eden Avrupa ve ABD’nin sömürücü ve fetişleşmiş fikirlerini besledi.

Güney Florida Üniversitesi’nde sanat tarihi profesörü olan Elisabeth Fraser,” Sanat eserleri hakkında ne hissedersek hissedelim, görsel kültürü ciddiye almak her zaman önemlidir. Oryantalizm dediğimiz şeyin çoğu basmakalıp görüntüler sunuyor. Elbette bunların eleştirel olarak incelenmesi gerekiyor. Zira bu tür bir tarihsel farkındalık, bugünkü İslam imgeleri hakkında düşünmemize de olanak sağlar.” diyor.

Oryantalizmin Doğu Algısı

British Museum’un Sergisi, İslam’ın – ve dolayısıyla İslam sanatının- Batı’da nasıl temsil edildiğine odaklanıyor. 19.yüzyıldan kalma oryantalist resimlere bakıldığında; İslami geometrik süslemelerle bezenen çinilerin, vazoların, halıların ve mobilyaların güzelliğine hayran oldukları epeyce açık.

Aslında İslam sanatı, Fransız ve İngiliz sömürgeciliğinden çok daha önceleri zaten Avrupa’ya girmişti. Avrupa’ya komşu Müslüman ülkeler, ‘Batılı’ için hep merak nesneleriydi. Örneğin Filistin ve beraberinde bütün Orta Doğu… Bu bölgeler Hıristiyanlığın doğduğu yer olarak görüldüğü için, Hıristiyan elçilerin ve hacıların hep odak noktasıydı.

Oryantalist Resimler
John Frederick Lewis – The Harem (1876) (C: Wikipedia)
Delacroix, Gerome ve John Frederick Lewis gibi sanatçılar; Doğu dünyasının görüntülerini, hayal güçleriyle Batı kültürüne taşıdı.

Buna karşın Müslüman Emevilerin, MS 711’den itibaren İspanya ve 9.-11.Yüzyıllar arasında Sicilya ve Malta topraklarını başarılı bir şekilde fethetmesinin ardından, Avrupa kültürü; aslında uzun süredir İslam, İslam sanatı ve mimarisi ile temas halindeydi.

Oryantalist sanatta dikkat edilmesi gereken ilk konu; Endülüs çinileri, Türk seramikleri, İran halıları gibi oldukça lüks ürünlerin; figürlerin veya binaların egzotizmini göstermeye yardımcı nesneler haline getirilmeleridir.

“Batı söylemleri ve tavırları, Doğu dünyasını sistematik olarak ‘ötekileştirdi.’”

Edward Said

Doğulu gibi olmamak!

Oryantalizm terimi için, Filistinli-Amerikalı akademisyen Edward Said, Batı söyleminin ve davranışının sistematik olarak doğu dünyasını ötekileştirdiğini iddia etmişti.

Said, aynı isimli çalışmasını yayınladığında artık konu tamamen bir halk bilimine dönüşmüştü. Türkçeye de çevrilmiş olan kitabında, Arapların ve çevrelerindeki doğu kökenli medeniyetlerin zihnimize nasıl yer ettiğini tam olarak şöyle yazıyor: “(Bu tiplemeye göre) Örneğin Araplar, deve üstünde, eli kamalı, ukalâ, her türlü ahlâksızlığa meyilli, şehvet düşkünü adamlardır. Ve ellerindeki hak etmedikleri servet, gerçek uygarlığa hakaret sayılmalıdır. Zira Batılı tüketiciler sayıca azınlık olsalar bile Dünya kaynaklanın çoğuna sahip olup, harcama haklarına sahiptir. Neden? Çünkü o (Doğulu gibi değildir.) gerçek bir insandır !”

Filistinli-Amerikalı akademisyen Edward Said C: User:BriantrejoEdward Said CropCC BY-SA 3.0

Said’e göre oryantalist sanat, Doğu dünyasını klişeleştiren kültürel geleneğin bir parçasıydı. Etkilerinin ise günümüze kadar uzandığını düşünüyordu.  Örneğin günümüzde hala British Museum’da yapıldığı gibi, sömürge sonrası oryantalist sanatını eleştirel bir bakış açısıyla ele alan, ilgi çekici sergiler yapılıyor. Burada özellikle 19. Yüzyıldaki Avusturyalı ressam Rudolf Ernst’in Güney İspanya, Türkiye ve Kuzey Afrika’daki seyahatlerinden ilham alarak, İslam sanatının öğeleri anlaşılmaya çalışılıyor. Ressam Rudolf Ernst için tam bir gezgindi diyebiliriz. Fakat tersi örnekleri de mevcuttu.

‘Fransız sanatçı Jean-Auguste-Dominique Ingres, Orta Doğu’yu veya Kuzey Afrika’yı hiç ziyaret etmemesine rağmen düzenli olarak cariye (odalık) resimleri yaptı.’

Oryantalist sanatta göze çarpan bir başka unsur ise; Arap veya İslam dünyasındaki birbiriyle alakasız farklı medeniyetleri ve farklı dönemlere ait nesneleri, kronolojik açıdan uyumsuz olarak beraber kullanmaktı. Yani kültürel olarak aynı döneme denk gelmeyen birçok olgu, sanki aynı döneme aitmiş gibi resmediliyordu.

(John Keats Bir Mezar Soyguncusu muydu?)

Oryantalist Klişeler

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bazı sanatçılar, Ressam Rudolf Ernst’ın aksine, seyahat etmekten çok fazla hoşlanmıyordu. Örneğin; İtalyan sanatçı Cesare Dell’acqua, Doğu tasvirleri yaratmak için, sanatını tamamen etnografik resimli kitaplarına ve kendi hayal gücüne dayandırdı. Bu işi böyle yapmaktan da keyif alıyordu. Belki de oryantalist resimlerdeki kronolojik açıdan uyumsuzluğun temelinde de bu vardı.

Bazıları ise, bir yandan ‘Batılı’ olmanın ayrıcalıklarını korurken, bir yandan da “yerli olma” fikrinden çok hoşlandılar. Örneğin Rudolf Ernst bazen resim yaparken fes takardı. İngiliz sanatçı John Frederick Lewis ise otoportresinde kendini, Orta Doğu kültürüne ait kıyafetlerle betimliyordu. (kıyafet seçiminde bir kaç kültürel hata olsa da…)

Sanatçılar, Doğu dünyasında seyahat etse de etmese de sömürge sonrası oryantalist sanatta popüler konular aslında hep aynıydı. Silahlı muhafızlar ve tabii ki Harem…

Muhafızlar genellikle, görkemli kostümler içinde duvarlara yaslanmış halde, ya da çay veya tütün içerken tasvir ediliyordu. Uzmanlara göre yerel halk ise genellikle boş ve sorumluluktan uzak bir hayat yaşıyormuş gibi tasvir edildi, bu da yanıltıcı klişeleri iyice güçlendirdi.

Jean Auguste Dominique Ingres – Türk Hamamı (The Turkish Bath) (C: Wikipedia)
Erotik ve voyerist tarzda bir grup kadın tasviri

Öte yandan, Oryantalist sanatın en kötü şöhreti harem imgeleri oldu. Harem (teoride) sadece kadınları ve aileden olan erkekleri içeren özel bir ev alanıydı. Yani bu alanda yabancılara yer yoktu. Kaldı ki Doğu’da yaşayan yabancı bir sanatçı turist söz konusu dahi olamazdı. Bu sebeple, dönemin tasvir edilen çoğu çıplaklığı, görünüşüne göre Batılı erkek fantezilerinden başka bir şey değildi. Ülkeleri sömürüldüğü gibi; oryantalist yaklaşımla klişeleşmiş bir arzu nesnesi haline gelen kadınlar da sömürülmüş, fantezilere konu olmuşlardı.

(Lizzie Siddal – Sanatın En Büyük Modelinin Trajik Öyküsü)

Doğu-Batı kimliği ve Oryantalist sanatın etkileri

Eugène Delacroix- Cezayirli Kadınlar (C: Wikipedia)
Buradaki kadınlar Müslüman Cezayirli kadınların değil, Yahudi Cezayirli kadınların haremiydi.

Dönemin en ünlü sanat eserlerinden biri; Cezayirli Kadınlar, Müslüman Cezayirli kadınların haremi değil, Yahudi kadınların haremini gösteriyordu. Bunun nedeni ise şaşırtıcı olmayan bir şekilde, sanatçının özel bir bölge olan, Müslüman bir kadının alanına girmesine izin verilmemesiydi. Bunun yerine bir tüccar, Ressama, Yahudi hareminin bir taslağını yapması için izin vermişti.

Tıpkı Said’in Ortadoğu tasvirlerini edilgen ve feminen olarak ele alması gibi; bu tek yönlü iletişim, Doğu ile Batı arasındaki kültürel alışverişi azaltmıştır.

Oryantalist Resimler
Jean Auguste Dominique Ingres – Odalisque with Slave, 1842 (C: Wikipedia)
Odalık resimleri, tek başına ve çıplak ya da köleler tarafından çevrelenmiş ve yine çıplak tasvir edilirdi.

Doğu dünyasının bu klişe oryantalist tasvirlerinin sebebi, Batılı erkek fantezilerinden ve karşı tarafa egzotik bir imaj atfetme ihtiyacından kaynaklı olduğu açıktır. Belki de sorulması gereken asıl sorular, “Batı sanatı gerçekten sadece Doğu’dan ‘ilham mı aldı’?” ya da “Doğuya borçlu mu?”

Aslında tekrarladığımız bu sorular da zaten yıllardır akademisyenlerin tartıştığı konulardır. Edward Said ise oryantalizm kitabının 2003 baskısının önsözünde şöyle söylüyor; “Ne Doğu ne de Batı kavramı ontolojik bir kararlılığa sahip değildir. Her ikisi de insan çabasından, biraz onaylanmadan, biraz da ötekinin kimliğinden meydana gelir.”