Picasso bir keresinde şöyle demişti “Hiç kimse Matisse’in resimlerine benim kadar ve benimkilere de onun kadar dikkatli bakmamıştır.” 

Gerçekten de aynı dönemde yaşayan ve resim yapan modern sanatın bu iki güçlü ismi bir zamanlar birbirilerinin hem en büyük hayranı hem de evvela rakibiydi.  

Sanatın 19. yüzyıl sonrasındaki evriminin üretken mimarları Henri Matisse ve Pablo Picasso birbirilerinin eserleri ve hayal güçlerinden daha büyük bir motivasyon ve meydan okuma kaynağı bulamamışlardı. Arkadaşlıkları Matisse’in 1954’teki ölümüne kadar sürdü. Bu arkadaşlık karşılıklı hürmet ve sevgi ile demlenip, bir yandan da düşmanlıkla çekici hale gelmişti. Hatta modern zamanların takdir toplayan birçok sanat eseri varlığını bu bereketli rekabete borçlu. Çünkü bu rekabet iki büyük sanatçıyı birbirilerine meydan okumak için asla düşünemeyecekleri riskler almaya itmişti.  

Fransız Matisse ve o zamanlar 25 yaşında olan İspanyol Picasso,1906’da yazar Gertrund Stein vasıtasıyla tanıştılar. Picasso, resim koleksiyoncusu da olan Stein sayesinde yeni yeni tanınmaya başlayan bir yetenekti. Stein’in kardeşi Picasso’nun “Boy With a Horse” tablosunu satın almıştı. Hatta onu Matisse’in “The Woman in a Hat” tablosunun yanına asmıştı! O sıralarda Matisse çağdaş bir sanat akımı olan Fovizme öncülük ediyordu. Aslında sanat dünyasında da güçlü bir yer edinmişti. Fovizm yolculuğunun ilk heyecanlı işlerini soyut resme karşı üretti. İzlenimcilerin gerçekçiliğini bir kenara atarak, Fovistler, sanatsal değerleri cesurca yeniden tasarladılar. Eserleri dışavurumcu yapısı, heyecan verici renkleri ve incelikli fırça darbeleriyle ön plana çıkıyordu. Renkler artık sadece temsili değil aynı zamanda duygu ve düşünce aktarmak için etkili bir araçtı.  

Picasso ve Kübizm

Picasso tabi ki Kübizm ve alt türlerinin öncüsü olacaktı. Ancak Kübist hareketin doğuşu ve sonrası Matisse’e çok şey borçlu. Zira 1906’da Picasso’nun eserleri oldukça geleneksel kalıyordu. Matisse ile tanıştıktan ve onun nefes kesici, zarif Le Bonheur de Vivre eserini inceledikten sonra ise genç Picasso, eserin cüretkâr ve tamamıyla orijinal estetiğinden çok etkilenmişti. Bu ise onu daha şaşırtıcı ve heyecan verici şeyler yaratmaya teşvik etmişti. Sonucunda çarpıcı ve tamamen devrim niteliğinde olan Les Demoiselles d’Avignon ortaya çıktı. Picasso bu eserle sanatsal avangart akımın direkt ön saflarına yerleşti. Genelevdeki beş kadının tasviri öyle alışılmışın dışındaydı ki eseri beş yıl boyunca halka sergilemekten kaçındılar. Fakat sonradan bu, sanatçının başyapıtlarından biri olarak görülmeye başlandı. Eserlerinin sebep olduğu rahatsızlıktan güdülenen Picasso sınırları zorlamaya devam etti. Bir tuval üzerine düz ve iki boyutlu, parça parça imgelerin resmedilmesiyle karakterize edilen yeni bir tarz olan Kübizm ile yeniden doğdu. 

 

İlham Veren Rekabet

Sanatın bu iki öncüsü en başından beri birbirilerine güç verip yine birbirileriyle rekabet ettiler. Birinin her sanatsal gelişiminden sonra, öteki ortaya koyacak daha da güçlü bir şeyler aramaya başladı. Picasso’nun Kübist eserlerinden harekete geçen Matisse, Madame Matisse(1913) isimli olağanüstü soyut bir portre çizdi. Buna karşılık Picasso, yeni bir teknik olan kolajla Portrait of a Young Woman eserini yarattı. Şunu da not etmek gerekir ki, iki sanatçı da Paul Cezanne’in eserleri, Afrika maskeleri ve fotoğrafçılık gibi yaygın kaynaklardan büyük ölçüde ilham aldılar. Ancak bu ilhamı oldukça farklı şekillerde yorumlayıp ifade ettiler. Eserleri bazen kavramsal benzerlikler içermekteydi ama görünüm ve tavır olarak birbirilerinden oldukça farklıydılar. İlhamını doğadan alan Matisse, canlı renklerine rağmen durgun kalan resimler yaratırdı. Ayrıca tuvalini şık ve ince fırça darbeleriyle işlerdi. Hayal gücüyle kamçılanan Picasso ise tam aksine, daha agresif ve hatta bazen sarsıcı resimler üretirdi.  

Farklı Yönler

1920lere kadar, iki sanatçı farklı yönlere dümen kırmışlardı. Henri Matisse, Nice şehrinde, birkaç yıl önce Fas haremlerinde keşfettiği egzotik cariyelerle ilgili zarif odalık serisini çizerken, Picasso Paris’teki stüdyosunda neo-klasik figürlere odaklanmıştı.  

1930larda Picasso, modern zamanların en çok beğenilen sanatçısı olarak itibarını pekiştirdi. İnsan formları ve manzaraların şekillerini bozan ve onları yeniden monte eden Picasso öznelerini gördüğünde bizim ne gördüğümüzü değil, kendinin ne düşündüğünü resmetti. Ayrıca sanatçının en meşhur ve en değerli eserlerinin birçoğu bu yaratıcı ve üretken döneme ait.  

Coğrafi ve yaratıcı mesafeye rağmen, iki adam birbirilerinin eserlerinin takibinde kaldı. Hastalandığı ve yataktan ya da tekerlekli sandalyesinden çalışmak zorunda kaldığı yıllarda Matisse, kâğıt kesikleri olarak da bilinen, modernizmin radikal yeni bir türünü bulmayı başardı. Bunlar şaşırtıcı olmayan bir şekilde Picasso’nun ilk yıllarında yaptığı kolajlarını anımsatıyordu. Picasso hasta arkadaşını düzenli olarak ziyaret etti. Her ne kadar Picasso’ya karşı her zaman babacan olsa da Matisse arkadaşı ve rakibinin gerçek motivasyon kaynağına dikkat edecek kadar temkinliydi. Oğlu Pierre’e şöyle demişti “Görmek istediğini gördü – kağıt kesiğinden işlerim, yeni tablolarım, boyalı kapı… Tüm istediği bunlar. Bunların hepsini zamanı gelince iyi bir şekilde kullanacaktır. Picasso direkt ve açık sözlü değildir. Son 40 yılda herkes bunu öğrendi.” Hakikaten, Picasso’nun bir sonraki zaferi metalden kesilen yapraklardan yapılmış heykel serisiydi… 

Ölümsüz Dostluk

Matisse 1954’te hayata gözlerini yumdu ve Picasso’yu arkadaşsız ve rakipsiz bıraktı. Yine de Picasso, Matisse’in etkisini eserlerinde değerlendirmeye devam etti. İki sanatçı da Delacroix tarafından çizilen Women of Algiers eserinin büyük birer hayranıydı ve daha sonraki yıllarda Picasso meşhur tablonun varyasyonlarından oluşan bir seriye girişecekti. Resimlerde Matisse’in varlığını kabul eden Picasso açıkça şöyle söyledi, “Evet o öldü. Ve ben onun resimlerine devam ediyorum.” Öyle görünüyordu ki Picasso Matisse’in mirasını devam ettirme sorumluluğunu kendi omuzlarında hissediyordu. 


Weeping Woman [1937]” (CC BY-SA 2.0) by NichoDesign

(Veba Sanatı: Salgınların Resim Sanatına Yansımaları)

Henri Matisse ve Pablo Picasso’nun birbiri üzerindeki etkisi kesinlikle önlenemezdi. Sanatçılardan birini övmek aslında diğerine teşekkür etmek anlamına geliyor. Modern sanatın dinamizmi ve akıcılığı bu iki adamın kendi içlerindeki dehayı keşfetmelerine olan cesur yaklaşımlarına çok şey borçlu. Herhangi bir modern sanatçı veya modern sanat meraklısı, bu iki kültürel devi aklından çıkarmamalı. Çünkü birçok kişi onların eserlerini inceledi, analiz etti, övdü veya kötüledi ve kıyasladı. Fakat bu iki isim için aslında fikri önemli olan sadece tek bir kişi vardı. “Her şeyi göz önünde bulundurursak, benim için sadece Matisse var.” dedi Picasso. Ve Matisse şöyle cevap verdi, “Beni sadece tek bir kişinin eleştirme hakkı var. O da Picasso.”