Günümüzde hepimiz televizyonda, sosyal medyada, gazetelerde bir bağırışın sesi ile karşılaşırız. Bu bağırış siyah insanların özgürlük isteğinden başka bir şey değildir. Ayrıca kriz ne zaman başladı, siyahi insanlar neden sivil direnişe geçti gibi bir sürü soru hepimizin konuya kayıtsız kalamayacağımızı göstermiştir. Bu mesele ise kendisini Covid-19 global salgın sürecinde ‘’Black Lives Matter’’ yani Siyahların Hayatı Önemlidir isimli sivil toplumsal hareketle kendisini göstermiştir. Teknik olarak bu durum Batı için her anlamda bir yüzleşmeyi temsil etmektedir. Daha doğrusu Freud’un ortaya attığı psikanalitik bir süreçtir. Freud bu durumu ‘’Bastırılmış olanın geri dönmesidir’’ şeklinde açıklamaktadır.

Biz ise burada hep birlikte Batı dünyasını içerisinde Siyah insanların bastırılmış geçmişi ile yüzleşip ‘’Beyaz olanın üstünlüğü’’ gibi sığ görüşlerin aslında ne kadar anlamsız olduğunu görmeye çalışacağız. Şahsi düşüncem bu durumu en iyi şekilde sanat ve kültürel hayat çerçevesi içerisinde ele almamız gerektiğidir. Çünkü hepimizin bileceği üzere sanat ırka, cinsiyete ve renge indirgenemeyecek bir kavramdır.

Siyahların Hayatı Önemlidir(Black Lives Matter): Bir Bağırışın Melodisi 

İlk başta belirtmiş olduğumuz gibi bir krizler yüz yılında yaşıyoruz. Bu durum sürekli olarak ‘’öteki’’ kavramı ile karşımıza çıkmaktadır. Öteki kavramı aslında bütün insanlık tarihinin bir parçasıdır. Freud’un belirttiği gibi temelden gelen bir insani harekettir. Zira biz bunu geçmiş tarihlerde siyah ve beyaz, doğu ile batı, kadın ve erkek, barbar ve medeni gibi durumlarda da rahatlıkla görebiliriz.

Ancak 21. Yüzyıl ise öteki olarak görülen her durumun bir toplamı niteliğindedir ve ötekileştirilen bütün oluşumlar birlik çatısı altında birleşip geçmişe yeni epistemoloji çerçevesinde yaklaşmamızı sağlamaktadır. Bu olaylardan en önemlisi de 25 Mayıs 2020 tarihinde George Floyd isimli bir siyahın polis tarafından vahşice öldürülmesidir.

Floyd’un vahşice öldürülmesi aslında hepimize yeni bir sorunun daha kapısını açmıştır. Siyahlar olarak gösterilmeye çalışılan ötekiler neden bu zulme maruz kalıyor? Yani bu insanlar sanatta, siyasette, kültürel hayatta başarısız mıdır? Örnek olarak bir siyahın iki dönem üst üste ABD’nin başkanı olması, Louis Armstrong gibi muhteşem bir insanın caz müzikte çığır açması ya da Katherine Johnson gibi zeki bir kadının uzay yarışları esnasında hayati bir rol üstlenip Amerika’ya katkıda bulunması…

Geçmişe Damgasını Vuran Siyahlar

İşte bahsetmiş olduğumuz psikanaliz süreci burada başlamaktadır.

photo by Alan Light, Sammy Davis Jr 1989CC BY 2.0

Birazdan da ele alacağımız önemli siyah insanların aslında Batı kültürüne ve sanatına olan etkisini daha yakından göreceğiz. Şahsi kanaatimce klasik müzik ve opera Avrupa’nın dünya müziğine vurduğu imzası ise Jazz müzikte Amerika için aynı etkiye sahiptir.

Jazz müziğin en büyük temsilcilerinden olan Sammy Davis Jr. bu durumun ilk örneklerindendir. Bahsetmiş olduğumuz isim sadece Jazz müziğin bir kült modeli olarak görülmemesi gerekmektedir. Kendisi II. Dünya Savaşı esnasında Amerikan ordusuna katılmıştır. Hem dansta hem de müzikte ise başarı dolu bir kariyeri olmuştur. Keza onun bu çabası ardından gelen isimlere her zaman ışık tutmuştur. Ancak o her ne kadar başarılı olursa olsun ayrımcılık peşini pek bırakmamıştır. 

Ayrıca 1954 yılında geçirmiş olduğu bir trafik kazasının ardından din değiştirmiş ve Musevi olmuştur. Hatta kendisi Alabama’da otobüsle bir yere giderken sürücü kendisine ‘’Hey Zenci, hemen arka sıraya geç’’ diye bağırır. Sammy Davis ise ‘’Ama ben aynı zamanda yahudiyim’’ cevabını verir ancak almış olduğu yanıt hepsinden daha beter bir şekilde ‘’ O zaman defol git otobüsümden’’ olur. Bu durumların kendisini pek yıldırdığını söyleyemeyiz.

Kendisi sadece müzik ile sınırlı kalmamış ve birçok filmde oynamıştır. İlk olarak Sportin’ Life in Porgy and Bess filimde oyunculuk kariyerine adım atmıştır. Hatta çok iyi bildiğimiz Ocean’s serisinin 1960 yılında çekilen Ocean’s Eleven filminde rol almıştır.

Duvarları Yıkan Armstrong

Peki bir dev ismi daha ele alalım. Bu kişiyi hepimiz çok iyi biliyoruz. Kendisi Jazz müziğin kurucusu olan Louis Armstrong’dan başkası değil.

Armstrong’un geçmişini detaylı bir şekilde incelememiz gerekmektedir. Çünkü kendisi bir genelev mahallesinde dünyaya gelmişti. Henüz 12 yaşındayken de siyah çocukların gözetildiği ıslahevine gönderilmişti. Aslında sanat kariyeri de bu şekilde başlamıştı. Bunun sebebi müzik ile ilk defa bu ıslahevinin korosunda sahneye çıkmasıydı. 14 yaşında ıslahevinden çıktığı zaman kendisine vermiş olduğu tek söz de müzik ile yaşamaktı ki kendisini bunu sürekli dile getirmiştir.

Armstrong’un en önemli yanına gelince dünyanın faşizmle çalkalandığı 1930-45 yılları arasında sanatı ile duvarları yarıp geçmesidir. Sadece Amerika ile sınırlı kalmamış ve ünü Avrupa’ya kadar ulaşmıştır. Örnek olarak Hitler’in orduları Fransa’yı işgal ettiği zaman Fransa adına savaşan siyah askerlerin görüntülerini kayıta almıştır. Aşağılayıcı bir şekilde ‘’Fransızların insan olmayan ordusu’’ şeklinde ifade kullanılmıştı. Ancak Armstrong böyle bir dönemde bile kendisini Avrupa’ya sevdirecek kadar iyi bir sanatçıydı.

Olimpiyat Rekoru

Avrupa’da Faşizmin yükselişe geçtiği bu dönem zarfında çok az bilinen bir olay daha meydana geldi. O da 1936 Berlin Olimpiyatları sırasında ‘’üstün Alman ırkı’’ düşüncesini yıkan siyah bir atletin ortaya çıkmasıydı.

Bu kişinin lakabı ise ‘’Hitler’e stadyumu terk ettiren siyah’’ olan Jesse Owens’dı. Kendisi 1936 olimpiyatlarında dört tane altın madalya kazanmıştı. O döneme göre koşuda dünya rekoruna imza atmıştı. Bu rekor tam 25 yıl kimse tarafından kırılamamıştı.

Ancak Owens’ın başarısı aslında madalyadan daha fazlasıdır. Üstün olarak gösterilmeye çalışılan Alman halkının koşudaki temsilcisi olan Luz Long’u koşuda yenmiş olmasıdır. Bu öyle bir psikolojik etkiye sahiptir ki Hitler için insan olarak bile kabul edilmeyen bir kişinin çok güvendiği bir beyazı daha ağırı da bir Almanı yenmiş olmasıdır.

Naziler Owens’ın çekilen görüntülerinin yayılmaması için çok yoğun bir çalışma göstermiştir. Amerika’nın yaptığı ise şahsi kanaatimce Nazilerden daha ağırdır. Bunun sebebi ABD’nin kendisi adına yarışan ve derecelere imza atan bu kişiye karşı hukuki haklarını teslim etmekte çok geç kalmasıdır. Aynı zamanda olimpiyatlar esnasında kendisinin beyazlar ile aynı yerde kalmasına izin verilmemesi de son derece çarpıcı bir örnektir.

Gizli Dâhiler, Kahramanlar

Peki NASA’nın bugün üç siyah kadına çok şey borçlu olduğunu biliyor muyuz? Bu kişiler sırasıyla Katherine Johnson, Dorothy Vaughan ve Marry Jakson’dır.

(İlk resimdeki kişi Katherine Johnson, ikinci resimdeki ise Mary W. Jackson, üçüncü resimdeki kişi ise Dorothy Vaughan’dır.)  (NASA)

Bu üç siyah matematikçi kadın NASA’nın o dönem ataerkil düzenine ve ırkçı yaklaşımına karşı çok büyük direnişin simgesidir. Bunun sebebi ilk olarak kadın olarak kendilerinin küçümsenmesine ve siyah olmalarıdır. Elbette matematiği erkeklerden daha iyi yapmaları da konuyu sadece ırkçı olmaktan çıkartıp cinsiyetçi bir tavır üzerine oturtmuştur.

Ancak bu üç isim olmasaydı muhtemelen insanoğlunun ilk uzay yolculuğu programı başarısız olacaktı. Katherine Johnson, yörünge mekiğini hesaplayarak doğru gidiş ve iniş güzergahını planlamıştı. Bu kendisine bir sonraki programlarda yer almasını sağlamıştı. Mary W. Jackson ise o dönemin ilk bilinen kadın mühendislerinden birisiydi. O da mekiğin yörüngeye düzgünce inebilmesi için çalışmaları ile katkı sunmuştu. Dorothy Vaughan ise mekiğin yapımı sırasında hataların giderilmesinde önemli rol oynayan birisiydi. Ancak bunların hepsi günümüzde ortaya çıkan bir gerçekler zinciridir. Düşünün ki bu üç kadın beyazlarla hatta beyaz kadınlarla bile aynı bina içerisinde tuvalete gidemiyordu.

Siyahların Hayatı Değerlidir” Hareketi ve Günümüzdeki Durumu

Bu kadar önemli ismin bulunduğu ki adından bahsedemediğimiz binlerce kişinin olması psikanalatik tarihin göstergesidir. Daha doğrusu Batı’nın genel anlamda bastırmış geçmişi ile birebir yüzleşmesidir.

Artık eskisi gibi bir sindirme söz konusu değildir çünkü Black Lives Matter hareketi küresel etkiye sahip bir konudur. Öyle ki geçmişin sanat eserleri olarak gözüken birçok heykel ve tabu yıkılmaya başlanmıştır. 2020 yılında Kristof Kolomb, Britanya Kraliçesi Victoria, Belçika Kral II. Leopold ve Amerikan İç Savaşı’nın önemli isimlerinden olan Robert E. Lee gibi isimlerin heykellerinin yıkılması veyahut kaldırılması bunun bir sonucudur. Bu kişiler zamanında ‘’Avrupa İmparatorluğu’nun’’ mimarı olarak kabul edilirdi. Ancak hepsi sömürge döneminin birer şahsiyeti hatta simgesiydi. Fakat sanat eseri olarak bu yapıtların ortadan kalkması artık yeni bakış açılarının meydana gelmesi ve baskılanmış geçmişin ortadan kalkması için ilk basmak olma özelliğine sahiptir.

Bu durum Amerika ile sınırlı kalmamış ve Avrupa’yı büyük ölçüde çalkalamıştır. Öyle ki British Museum’un kurucusu olan Sir Hans Sloane’un heykelinin kaldırılması, Winston Churchill’in heykeline saldırılması, Hollanda’da siyahlara ait tabloların sergilenmeye başlaması, Fransa’nın Cezayir’deki sömürge yönetimi için arşivleri yeniden açılacağını bildirmesi gibi birçok olay örnek olarak verilebilir.   

Bağırışın Fırçayla Buluşması

Özellikle bu konuda Armand Baag gibi birçok sanatçıya ait sanat eserinin başta Amsterdam Müzesi olmak üzere çeşitli yerlerde sergilenmesi son derece önemlidir.

Armand Baag’a ait ‘’Baag Familiy Potrait (Baag Ailesi Portesi)
Armang Baag’ın çalışmalarının sergilendiği Amsterdam Müzesi

Bugün Hollywood’un, NBA’in siyah insanlar hakkında ön planda olmasının sebebi ise bu geçmişin yavaş yavaş kendisini hissettirmesidir. Michael Jordan, Kobe Braynt, LeBron James gibi kişiler sporda sadece siyahlar ile sınırlı kalmamak üzere milyonların umut sembolüdür. Louis Armstrong, Barry White, Sammy Davis Jr. halen daha dinlerken mest olduğumuz o muhteşem insanlardır. Bu durum hakkında aslında en güzel sözü Morgan Freeman bir röportajı sırasında söylemiştir. Kendisine muhabir ‘’ Esaretin Bedeli filminde siyahi bir mahkûmu oynadınız…’’ şeklinde bir cümle kurarken Morgan Freeman muhabirin sözünü keserek ‘’ Ben siyahi bir mahkûmu oynamadım. Ben siyahiyim ve bir mahkûmu oynadım.’’ cevabını verir. 

Bunun gibi daha fazlası için:

BİBLİYOGRAFYA:

CERTEAU, Michel de, Tarih ve Psikanaliz, Çev. Ayşegül Sönmezay, 2. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2017.

BUCHANAN, Larry, Quoctrung Bui, Jugal K. Patel, Black Lives Matter May Be the Largest Movement in U.S. History, 3 Temmuz 2020, https://www.nytimes.com/interactive/2020/07/03/us/george-floyd-protests-crowd-size.html, Erişim Tarihi: (04.11.2021)

CAMPBELL, Adina, What is Black Lives Matter and what are the aims?, 13 Haziran2020, https://www.bbc.com/news/explainers-53337780, Erişim Tarihi: (03.11.2021)

Encyclopaedia Britannica, Black Lives Matter, 14 Eylül 2021, https://www.britannica.com/topic/Black-Lives-Matter, Erişim Tarihi: (03.11.2021)

NUSRET, Ali, 1 Yüz 1 İnsan: Jesse Owens, İndependent Türkçe, 3 Ağustos 2021, https://www.indyturk.com/node/394456/yaşam/1-yüz-1-i̇nsan-jesse-owens, Erişim Tarihi: (04.11.2021)

Olympics, Jesse Owens, https://olympics.com/en/athletes/jesse-owens, Erişim Tarihi: (04.11.2021)

NASA From Hidden to Modern Figures, Katherine Johnson, https://www.nasa.gov/content/katherine-johnson-biography, Erişim Tarihi: (04.11.2021)

NASA From Hidden to Modern Figures, Mary W. Jackson, https://www.nasa.gov/content/mary-w-jackson-biography, Erişim Tarihi: (04.11.2021)

NASA From Hidden to Modern Figures, Dorothy Vaughan, https://www.nasa.gov/langley/hall-of-honor/dorothy-j-vaughan, Erişim Tarihi: (04.11.2021)

DURUKAN, Nesli Gül, Yapı Kredi Yayınları Kültür Sanat Dergisi: Anıtlar Düşerken, Yeni Yapılanmalar, Sayı:183, 36-50.

LİNGİS, Alphonso, Ortak Bir Şeylerin Olmayanların Ortaklığı, Çev. Tuncay Birkan, 1. Baskı, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1997.

DAWKİNS, Richard, Tanrı Yanılgısı, Çev. Melisa Miller, 18. Baskı, Kuzey Yayınları, İstanbul 2020.

OFFE, Claus, Amerika Üzerine Düşünceler: Tocqueville, Weber ve Adorno Birleşik Devletler’de, Çev. Osman Toklu, 1. Baskı, Dost Kitabevi Yayınları, 2013 Ankara.